Yemek yapmak eğlencelidir ama görev haline geldiği anda tadı kaçar, değil mi? Seks de öyle, moda da, güzellik de...Birileri sizi zorlarsa, her ne olursa olsun işe dönüşür ve zevki silinir gider, değil mi?
Birilerinin nedensiz (en azından ben bazen öyle düşünüyorum) eleştirilerine maruz kaldığımda ya da beni doğallıkla kabul edeceğini düşündüğüm biri tarafından kabul edilmediğimde, her zamankinden biraz daha uzun mesafe koşarım. Her zamankinden daha uzun mesafe koşmak yoluyla, o ölçüde kendimi fiziksel olarak tüketmiş olurum. Üstelik, yeteneklerinin sınırlan olan, güçsüz bir insan olduğumu bir kez daha idrak ederim. Bunu dibine kadar, fiziksel olarak idrak ederim. Dahası, her zamankinden daha uzun mesafe koşmak sayesinde kendi bedenimi de biraz daha güçlendirmiş olurum. Birilerine öfkelendiğimde, o ölçüde kendimi zorlarım. İçime dert olan bir şeyler olduğunda, o ölçüde kendimi törpülerim. Hep böyle yaparak yaşadım. Sessizce yutabileceğim şeyleri, olduğu gibi yutar, bunu (elimden geldiğince görüntüsünü büyük ölçüde değiştirerek) roman dediğimiz kabın içerisine koyar, anlatının bir parçası olarak içimden atmaya çabalarım.
Eylem öncelikle kişinin kendisine yarar sağlamalıdır; aksi halde o eylemi gerçekleştirmeyecektir. Bunu yalnızca bir başkası uğruna yaptığını düşünebilir, fakat aslında öyle değildir; öncelikle kendi içini ferahlatmaktadır- diğer kişinin yararı her zaman için ikinci sırada olmak zorundadır.