8/10
·528 syf.··
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:00
Kitap 1975 yazında Adirondack Dağları'nın derinliklerinde yer alan ve son derece varlıklı Van Laar ailesine ait olan seçkin bir yaz kampında, kamp sahibinin 13 yaşındaki kızı Barbara Van Laar'ın bir sabah yatağında bulunamamasıyla başlar. Barbara iz bırakmadan ormanın içinde sırra kadem basmıştır. İşin asıl ürpertici ve gizemi derinleştiren tarafı ise Barbara’nın ağabeyi Bear da 14 yıl önce tam olarak aynı ormanda kaybolmuş ve ondan bir daha asla haber alınamamıştır. Ailenin iki çocuğunun da kaybolmasını merkeze alan kitap; karakterlerin geçmişini ve psikolojisini derinlemesine incelerken, gizem ve gerilimin her sayfada daha da artıp sizi ele geçirmesini sağlıyor. Temposu yüksek polisiye gerilim romanlarından farklı olarak aşırı slow akan bir kitap. Buna rağmen hikayenin farklı kişi ve zaman akışında ilerlemesi sizi kitaba bağlıyor ve o yavaşlıkta sıkılmadan sayfaları çeviriyorsunuz. Ormanın tekinsizliği, dağ ortamının yarattığı klostrofobi hissi, karakterlerin birbirine yalan söylemesi okurken sizde de psikolojik bir baskı ve gerilim yaratıyor. Özellikle tüm kadın karakterlerin farklı tarzlarda olması, sınıf ve cinsiyet farklılıkları çok güzel bir şekilde işlenmiş. Herkese keyifli okumalar
Ormanın TanrısıLiz Moore · Kairos Kitap · 2025100 okunma
remember, remember fifth of november…
10/10
·286 syf.··
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 11:22
oha gercekten ama gercekten sadece oha ne diyecegimi gercekten bilemiyorum ilk filmini izlemistim aslinda pisman olacagimi hic dusunmezdim cunku cizgi roman da bende ayni etkiyi yaratti oncelikle cizimlerin nasil bize oradaki havayi yakalattigindan bahsetmek istiyorum yani hani boyle bazi seyleri kitaptan okurken hayal edemezsin ve o havayi yakalayamazsin ama filmini izlerken cok etkisinde kalirsin ya BUNDA CIZGI ROMANDA DA O ETKIYI ALABILIYORSUN. ve cizeri tanimam etmem bakmadim bile adina ama gercekten tebrik ediyorum ozellikle doktorun yanindayken maskeyi cikardigi sahnedeki cizimler beni cok etkiledi ama dedigim gibi genel olarak cok guzel yansitilmisti her sey. KITABIMIZIN KONUSU!!!; bu cizgi romanda ingilterede ingiliz ve hristiyan olmayan herkesin dislandigi bir donemdeyiz. sadece dislamak degil biraz yumusak kacti bu sisteme isyan edenler, hristiyan olmayanlar, siyahiler, gayler ve unuttuklarim ya olduruyorlar ya da uzerlerinde deney yapilip olduruyorlar kisacasi cok korkunc bir donemdeyiz ve kimse bu sisteme dur demiyor 5th of novemberda biri bu sisteme karsi cikmaya calismis ve o da halk karsisinda idam edilmis. bizim adamimiz V de bu sisteme bir dur diyor ve terorist ilan ediliyor. V sonuna kadar fikrinin arkasinda ve asla bu kararindan caymiyor. V’nin sözleriyle “There’s no fresh or blood within this cloak to kill. There’s only an idea. Ideas are bulletproof.” yani bu pelerinin altinda deri veya kan yok sadece bir fikir var. fikirler kursun gecirmezdir. daha fazla ne yazacagimi bilmiyorum gercekten beni etkileyen nadir kitaplardan biri haline geldi. diyecek bir sey bulamiyorum peak sadece peak. son bir alintiyla bitirmek istiyorum (kimse okumuyor begum gunluk yaziyor gibisin suan) (kendi boktan ingilizcemle cevirisini de yapacagim cunku neden
V for VendettaAlan Moore · Arka Bahçe Yayıncılık · 2006758 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·376 syf.··
2026 56. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:51
İlk olarak kitabın arka kapağında düşüncelerini yazan birinin sözünü yazarak başlayacağım "Sürükleyici... Kitabı okurken kapınızın kilidini bir daha kontrol edeceksiniz" The Gazette Boston'da yaşayan, güçsüz ve savunmasız kadınları hedef alan bir Katil. Kurbanlarını evlerinde yakalayıp üzerlerinde son derece hassas ve korkunç cerrahi işlemler uygular. Kadınların rahmini çıkarır ve bunu yaparken kadınların bilinci açıktır. Sonrasında da boğazlarını keserek öldürür bu yüzden ona "Cerrah" lakabı takılır. Her şey iki yıl önce Savannah'da başlamıştır orada yaşanan saldırılardan biride Dr. Catherine Cordell'e yapılmış. Tecavüz edilmiş ve öldürme kısmı gerçekleşmeden Catherine, Andrew Capra'yı yani katili vurarak öldürmüştür. Yani aslında katil ölmüş ancak iki yıl sonra ona tıpatıp benzeyen, aynı tekniklerle öldüren bir başka katil, "Cerrah" ortaya çıkmış. Cerrah, Andrew Capra'nın yarım bıraktığı işi tamamlamaya gelmiş, yani Catherine'yı öldürmek.. Dedektif Thomas Moore ve Jane Rizzoli davayı üstlenmişlerdir. Dedektifler oldukça titiz bir şekilde her ayrıntıyı, kurbanlar arasındaki bağlantıyı inceleyerek, ipuçları yakalarlar ancak bu kolay olmaz çünkü Cerrah çok titiz çalışır arkasında hiçbir iz bırakmaz. Sadece kendisi isterse o izleri bırakır.. Cinayetleri işlemeye kısa değil uzun bir vakit ayırır, çünkü bu durumdan zevk alır ve kendini tatmin eder onun fantezisi budur kurbanın korkmasını, çaresiz hissetmesini izlemek...Ve şunu söylemeden geçemeyeceğim Cerrah'ın asıl haz duyduğu şey "Kan" Yazar, kitapta oldukça fazla tıbbi terim kullanmış, detaylı bir şekilde Dr. Catherine'nın yaptığı ameliyatları anlatmış o kısımları okurken pek fazla anladığımı söyleyemem ama rahatsızda olmadım.Tıpa ilgisi olan kesinlikle okuyabilir. Arada Cerrah'ın yazdığı, onun ağzından
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201817,2bin okunma
Demek ki Tuğla Ağırlığında Bir Çizgi Roman Okumak Böyle Bir Şey
10/10
·576 syf.··
2026 111. kitabı
Alan Moore’un FromHell eseri gerçekten “okudum bitti” denilecek bir çizgi roman değil. Okurken zihinsel olarak insanın üstüne çöken bir ağırlığı var. Hatta sadece hikâyesi değil, kitabın fiziksel varlığı bile sanki o kasveti taşıyor. Sayfaları çevirdikçe yalnızca bir cinayet hikâyesi okumuyorsunuz; pislik, korku, çürüme ve insanlığın karanlık tarafı resmen üzerinize siniyor. Normal bir kitap duyguları betimlemelerle zihninizde canlandırmaya çalışır. Ama FromHell bunu çizimleriyle doğrudan beyninize kazıyor. Bazı sahnelerde nefesimin daraldığını hissettim. Özellikle o kirli sokaklar, karanlık odalar ve karakterlerin yüzlerindeki delirmiş ifadeler öyle ağır bir atmosfer yaratıyor ki okurken yoruluyorsunuz. Eğer bu çizimleri satır satır betimleyip düz romana dönüştürselerdi ortaya rahatlıkla binlerce sayfalık devasa bir korku edebiyatı çıkardı. Hikâyenin en rahatsız edici yanı ise vahşetin kaynağının aslında tek bir katil olmaması. Kraliyet ailesinin kendi itibarını korumak uğruna sıradan insanların hayatlarını hiçe sayması, suçun bedelini yine halkın ödemesi ve özellikle kadınların günah keçisine çevrilmesi insanı sinirlendiriyor. Bir kadını susturmak için akıl hastanesine kapatmaları, işkence etmeleri, ardından olayı bilen herkesin ortadan kaldırılmasının istenmesi… Bunlar sadece korkutucu değil, aynı zamanda mide bulandırıcı derecede gerçek hissettiriyor. Bir noktadan sonra hikâyedeki cinayetlerden bile daha korkunç olan şey insanların çıkar uğruna ne kadar çürüyebildiğini görmek oluyor. Dosyayı hızlı kapatıp prim paylaşmaya çalışan polisler, Karındeşen Jack efsanesini büyütüp bundan kazanç sağlayan gazeteciler… Herkes kendi payına düşen pisliği saklamaya çalışıyor. İlk bölümlerde açıkçası biraz zorlandım. Moore’un 1880’ler İngiltere’sini inanılmaz detaylı anlatması
Çizgi Roman
Cehennemden GelenAlan Moore · Flaneur · 202361 okunma
Yazılmış en iyi çizgi romanlardan biri
10/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 00:00
Tarihine göre mükemmeldi, panel tasarımları, hikayenim işleyişi, diyaloglar... Çizgi Romanın felsefesinden bahsetmiyorum bile sırf o yüzden başlamıştım beklentimi karşıladı Dave GibbonsDave Gibbons'ın başka romanlarına da bakacağım bunu kesin okuyun.
WatchmenAlan Moore · İthaki Yayınları · 20181,182 okunma
Puan vermedi
Baştan söylemeliyim ki; bu bir inceleme yazısı değil. Bir arka kapak yazısı olabilecek minvalde bir şey… Sümbüllere Sor Beni’ye dair küçük bir anekdot. Katman katman bir hikâye, kazıdıkça kanayan, kanadıkça acıtan; rüyaların, sancıların, geçmişin ve geleceğin öyküsü. Sadece fakir bir kız ile zengin bir adamın romanı mı? Belki çok daha fazlası… Kadersel bağların iç içe geçtiği bir hayat. Kader, hataları düzeltme yoluna gider. Tam olarak bunun hikâyesi. Hayatı çalınan bir kız ve çok seven bir adam. Peki, sevmenin bir bedeli olur mu? Ama Jackson’ın sevmesinin bir bedeli var: Kendi hayatı! Güzel ve Çirkin’deki güller ne ise, burada sümbüller oydu. Belki de bir çiçek her şeyin başlangıç noktasıydı. Bir yanda yirmi birinci yüzyılın mimari dehası, dünyada en genç yaşta Pritzker Mimarlık Ödülü’nü kazanan, İngiltere’nin en zengin adamı: Jackson Moore. Diğer yanda yetimhanede büyümüş, Londra’da resim eğitimi alan burslu bir Türk öğrenci: Ahdar. Adı “yemyeşil” olmasına rağmen hayatı öyle değildi. Ama bir gün ünlü bir ressama dönüşecekti. Biri, iki yaşındayken yetimhaneye bırakılmıştı; diğeri, on iki yaşında ailesini bir yangın kazasında kaybetmişti. Londra, saklı bir aşka ev sahipliği yapacaktı. Acılarla perçinlenmişti hayat, şiddete susamış ellerin kanadında…
Sümbüllere Sor BeniMelias · Kobo Kitaplar, Google Play Kitaplar · 20260 okunma