"böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri'ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine."
bir denizde yaşar gibi yaşadın yanlızlıkta ve deniz taşıdı seni. eyvah, şimdi karaya çıkmak istiyorsun, öyle mi? eyvah, bedenini yeniden kendin sürüklemek istiyorsun, öyle mi?
onunla konuşmak nadide bir kemanı çalmak gibiydi; yayın her bir dokunuşuna, titreyişine karşılık veriyordu... onunla etkileşim içinde olmanın başka hiçbir şeye benzemeyen, hayranlık uyandırıcı bir boyutu vardı. ruhunu böyle zarif bir biçime üfleyip orada bir süre demlenmeye bırakmanın; fikirlerinin, içine tutku ve gençliğin melodisi eklenerek kişide yeniden yansıtılmasının, karakterini sinsi bir sıvı ya da parfümmüşçesine başkasına bulaştırmanın keyfi çok büyüktü; belki de bizimki gibi kısıtlanmış ve bayağı bir çağda; zevklerin son derece bedensel, amaçların son derece sıradan olduğu bir devirde bize kalan en büyük keyfti bu.