Gitgide birçok şeyler öğrendi ya; önce gülmesini öğrendi. Mahzun, zarif bir gülüş buldu o ağız. Nereden, nasıl getirdiler bu gülüşü de oraya oturttular, bunu öğrenemedim. Kadınlığın, güzelliğin sırrı!
Günlerden bir perşembeydi. Koştum, onu buldum. Halbuki hiç gitmek istemiyordum. Bana takma bacaklı adam, bacakların var, koş demişti. Tahayyül edebilen bir kafasız adam gibiydim. Kafam uçmuştu, ah bir kafam olsaydı!.. Kafam olsaydı, sevgilime koşmazdım.
Ne demek istiyordu? Düşündüm durdum.
“Şimdi ben, bütün bunlara bir kulp takmalı mıyım? Şimdi şimdi ben bütün bunlara, kendime, insanlara bir mana verebiliyor muyum?..”