İşte bu ahşap evimde, bir gece için de olsa, seni barındırıyorum; bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur...
Karım beni bıraktı ya da ben evden ayrıldım: Buna benzer bir durum. Sonunda bu gecekonduya düştüm. Gecekondu değil burası Hikmet, üç katlı ahşap bir ev. Peki Hüsamettin Albayım. İşte bu ahşap evimde, bir gece için de olsa, seni barındırıyorum; bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılara kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.
"Uykusuz gecelerinde, düzenli soluk alışlarıyla insana güven veren bir arkadaş kalır belki somyada. Karanlıkta görülmez; yalnız, varlığı duyulur. Belki uyanır da belirsiz yakınmalarımı dinler. "
.
.
"Hiç konuşulmadan varlığını hissettirebilen arkadaş."
Bulmak çok zor, ve bulduğunda da kıymeti paha biçilemez. Sanki bütün herkesin üzerinde bir kişi o senin için. Annen baban belki kardeşin hepsi değerli elbette. Ancak dost, farklı bir his sanki. Dostluğun farklı bir duygusu ve getirdiği farklı ıstırap şekilleri, hayatın boyunca daha başka kimsede tatmadığın eşsiz bir ŞEY.
Dostluk. Onun mutluluğunun senin mutluluğuna dönüştüğü, acısını ta yüreğinde hissettiğin ve hastalığında kalbinin yerinden sökülüyormuş gibi hissettiğin bir ŞEY.
Kaybetsen ondan geriye hiçbir renk kalmayacak, sanki hepsi solacak gibi. Eşsiz bir ŞEY.
Bana dayanılmaz baskılar yapıyordu. Kim? Göğsüme doğru yükselen boşluk. Hangi şehirde? Kollarıma, bacaklarıma… sözlerimi gayrı ciddiye… ellerimi bu korkunç boşluğa… sus… uyanınca düzelecek.