Uzakta, taşradaki evime dönünce, bu rutubet kokusunu özlüyorum bir bakıma; denizi özlemek gibi, denizi hatırlamak gibi… insan elinin altındaki bu katı ıslaklığı hatırlıyor.
Benim şehrimde duvarlara dokununca, tozlu bir beyazlık bulaşır insanın eline, kuru bir beyazlık; insanın burnunu tıkayan bir hışırtı duyulur.
Gözlerim ağrıyor, kapatıyorum geçmiyor açıyorum çok ışık var tekrar kapatıyorum. Karanlık ne zaman çökecek, çöktü ya işte. Kime? Dinlemiyor musun işte hava karardı artık aydınlık olmaz. Aydınlık bitti. Güneşi çalmışlar geri vermeyi de düşünmüyorlar. Güneşi kim çalar ki? Geceye özlem duyanlar. Peki niye özlem duyuyorlar? Sen uyumadın mı hala göz altların mosmor olmuş ağladın mı uykusuzluktan mı? Ağlamak gibi değildi bu, sanki içimdeki acının irin irin akmasıydı. Peki azaldı mı? Hayır giderek çoğalıyor, sulak bir alanı besliyorum sanki. Asla dinmeyecek gibi.
.
.
“Biz nereye bakarsak orası karardı albayım. Göğe baktık ay kayboldu, yıldızlar düştü.”
Bu karanlık bir şeydi!.. Ne iyi!.. Adamın ıslak tabaklarda salataları geri çevirdiği. Bütün yeşilleri geri çevirdiği. Karanlık bir şeydi, gözlerimin görmesi sonsuz tozunu giysilerin. Uykumu şeyler bulandırır. Ş.e.y.l.e.r!.. Ellerim koyu bir suların içinde karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Sıkıntım ıslak ambarlardan bozuk teraziler ve tahıllar… andırır.
Ölüm tadında değil yattığımız. Bir süs, belki çocuksuz bir süs, sabahları her şeyimizi utandırır.
Bu karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Karanlık bir şey ne iyi. Bir yalvaçın sabırla ağzıma su verdiği…