bana bir şey olmuştu o gün. beni çocukluğun tatlı, uysal, tülsü dünyasından palas pandıras çekip çıkaran bir şey. sadece çok güzel şeylerin insanın içinde uyandıracağı bir kederle ilk o gün tanışmıştım. geceleri yüzümü yastığa gömüp ağlarken sevinçten mi, yoksa hüzünden mi ağladığımı bilemediğin bir kendini bilmezdik gelmişti üzerime. dizginlerini tutmakta zorlandığım yabani at gibi bir şeydim artık. bıraksalar dünyayı koşacak haldeydim. aşık olmuştum.
vahim çöküşüne rağmen insanlığı terk etmeyen serçelerin şafak korosu başladı sonra. kuşların sabahın ilk ışıklarıyla çok uzaklardan müjdeli haber getirir gibi ötüşmelerine dair bir teorisi vardı Orhan'ın. tekinsiz doğada geceleyin ne olup biteceği belli olmadığından, kuşlar her sabah birbirlerine geceyi atlattıklarını müjdeliyorlarmış. öyle anlatırdı. inanırdım ben de. inanması güzel bir hikayeydi. sahiden anlattığı gibiyse, büyük bir kutlamaydı her sabah bizlere duyurulan: hala buradayım! bir sekilde buradayım! böyle mi diyordu kuşlar?