Ancak geniş gülümsemesine ve bana bakarken gözlerini kısışına bakarken yalnızca sevdiğim, kulübede öptüğüm inek çocuğu görüyordum.
Ne Zeus vardı ne de sahte sevgilim. Sadece benim Alec'im. Aman Tanrım, onu seviyorum.
"Billy Summers," dedi, kitap yığınlarının arasında hareket ederken.
"Adim Alec Barczewski," diye espri yaparak peşinden gittim.
"Baba şakaları, yapma," diye mirildandi, Stephen King bölümünün õnüne gelene kadar durmadı. Bir saniye duraksadı, aradi, sonra da kalın bir kitap çıkardı. "Billy Summers, okuduğum en iyi kitaplardandir. Oku. Kesin bayılacaksın."
Tamam, dedim. "Bu akşam başlarım."
"Kitabın arka kapak yazısını okumayacak misin?" dive sordu. bana delirmişim gibi bakıyordu. "Beğenip beğenmeyeceğini anlamak için?"
Artık ondan uzun olmayı bu kadar sevmem çok saçmaydı. Sanki dinamiğimizin değiştiğinin fiziksel bir kanıtı, her şeyin değiştiğinin bir göstergesiydi.
"Hayır, sana güveniyorum," dedim. "Benim için kütüphaneden kitap seçmesine güveneceğim tek kişi sensin."
"Önüne baksan olmaz mydı?" diye tersledim, kendimi tutamayacak kadar kızgındım. "Sirf sopayla paka vurmayı biliyorsun diye koridorda o saçma sapan dev çantanla insanları ezmeye hakkın yok."
Dudağı ukala bir gülümsemeyle kıvrılırken elini uzattı.
"Ben de seni gördüğüme sevindim, Collins.'"
Alec.
Alec. Zeustu. Zeus. Alec'ti.