"Galiba yarın Rio-São Paulo Otoyolu'nda bir arabanın altında kalıp ezilsem en iyisi olacak."
Bunu dediğim anda yaşlar sel olup gözlerimden boşandı.
"Saçmalama, Zezé. Ben seni çok seviyorum."
“Hiç de sevmiyorsun. Sevseydin bugün bu kadar dayak yememe izin vermezdin."
Ablam bana bakınca boynumun bükük olduğunu gördü. Cezalı olduğum için hiçbir şey söylememeyi tercih etti. Gözlerim doldu ve burnumu çektim. Göz göze geldik. Nakış işleyen elleri durmuştu.
"N'oldu, Zezé?"
“Hiç, Godóia... Neden kimse beni sevmiyor?"
"Hep hinlik peşindesin de ondan.”
"Bugün tam üç kez dayak yedim, Godóia."
"Hak etmedin mi ki?"
"Ondan değil. Kimse beni sevmediğinden herkes bana vurmak için bahane arıyor."
"Önemi yok. Benim gözümde öylesin. Artık bana çiçek getirmeni istemiyorum. Ancak başka biri sana verdiyse olabilir. Söz veriyor musun?"
"Evet, efendim, söz. Peki ya bardak? Hep boş mu kalacak?"
"Bu bardak asla boş kalmayacak. Ona her baktığımda dünyanın en güzel çiçeğini göreceğim. Bana bu çiçeği en iyi öğrencimin verdiğini düşüneceğim. Tamam mı?"
Artık gülüyordu. Ellerimi bıraktı ve tatlılıkla konuştu.
"Artık gidebilirsin, altın yürekli çocuk..."