Gülümseyerek o bulutları izlerken, "Şimdi senin çocukluğun o pembe rugan ayakkabılarıyla yanımda,” dedim başımı sallayıp. "Şimdi senin o lisedeki halin de yanımda oturuyor. Şimdi avukat cübbesiyle beni savunduğun halin de burada. Çiçekli elbiselerle yanımdasın, simsiyah kıyafetlerinle de öyle. Bütün zamanlarınla şimdi benimlesin, biz gökyüzüne ulaştık ve birbirimize kavuştuk. Bak bir hayalimizi daha gerçekleştirdik, verdiğim bir sözü tuttum senin için."
İki dakika on yedi saniye.
Son bir kez daha başımı çevirip o koltuğa baktığımda beklemiyordum ama onun yüzünü gördüm, günler sonra sonunda onu görebildim. Hayır, son gördüğüm haliyle değildi, beyaz çiçekli elbiseyi giyip benimle Eftalya Bahçesi'nde yemek yediği günkü gibiydi. Saçları dalga dalga omuzlarından dökülüyordu, gözleri mutlulukla parlıyordu, yüzünde tebessümü vardı. Tenine vuran güneş ışığı, lekelerini daha fazla parlatıyordu. Hayaldi, biliyordum ve annem gibi o da benimleydi ama hayal olsa da onu görebilmek kalbimin delicesine atmasına neden oluyordu.
Gülümsüyordum, kahkaha atıyordum ama gözlerimden bir yandan da yaşlar akıyordu, bunu hissediyordum.