Tüm bu hareketler çaresizlik sinyalleri... Küçük çocuklar yapar bunu. Annesine sesini duyuramayan, hiç tanımadığı bu dünyada yapayalnız kaldığını sanıp ölümden kaçmaya çalışırken çırpınan çaresiz çocuklar... Bunlar yetişkin insanlara has davranışlar değil. Neden bu kadar korkuyor acaba? Bu panik neden? Ayrıca bu nasıl bir panik, nasıl bir çaresizlik!
Tıpkı o çaresiz çocuğa yaklaşır gibi usulca kalkıyorum yerimden. Hiç konuşmadan, sadece dikkatle, özenle, sevgiyle bakıyorum gözlerinin içine. Bu dünyada her derdin dermanının sevgi olduğunu biliyorum çünkü.
Öyle çaresiz, öyle panik içinde ki, söylediklerimi duyacak halde değil. O şimdi bütün hücreleriyle korkuya teslim olmuş bir çocuk gibi. Onunla şu an sözlü değil, sözsüz iletişim kurabilirim ancak,
Ona sevgiyle baktığımı, hareket etmediğimi, kendini bir şeylerden koruması gerekmediğini gördükçe, o da gözlerini gözlerime dikiyor. Hafif ama çok hafifçe gülümsüyorum ona. O zaman daha dikkatle bakıyor yüzüme. Çığlıkları, çırpınışları azalıyor. Ben ona değil, Tuna'nın kolunda o bana doğru yaklaşıyor Gözlerini açıp kapatıyor, dudaklarıyla birlikte tüm vücudu yaprak gibi titriyor.
Çok korkmuş bu kadın çok. Ama bu korku yeni değil, ezelden beri var içinde, ona yabancı değil yani... Bir şeyler onun eski korkularını tetiklemiş... Yıllardır içinde hapsetmeye çalıştığı korkularını, çaresizliklerini, ölümü...