"Bu arada," dedi Ufuk başıyla omzunun arkasına bakarak. "Gamze'ye geçmiş olsun, ölümü çok erken oldu." Ufuk'un hemen arkasında bir gölge belirdiğinde ve Defne açığa çıktığında bakışları hepimizin üzerinde gezindi ama en çok Giray'a baktığında ellerini önünde birleştirmişti, bakışları sakindi. Ufuk kulağındaki kulaklığı çıkarıp salladığında o kulaklığın Gamze'ye ait olduğunu hepimiz anlamıştık ve bunu anlamak canımı yakmıştı. "Neyse ki Defne bana haberi vermekte hiç gecikmedi."
Ufuk'un yüzündeki zafer kazanmış ifadeyi izlerken kahkaha atma sırası Tugay'a geçmişti, onun kahkahasıyla beraber ben de gülmeye başladığımda olanlardan haberi olmayan tek kişi Giray'dı, o da aramıza sonradan katıldığı içindi.
Tugay sağ kulağındaki kulaklığı çıkarırken, "X'e geçmiş olsun, ölümü çok erken olacak,” diye mırıldandı ve cebinden telefonunu çıkarıp ekranı Ufuk'a doğru çevirdi. Marco, Gamze ve X savaşın ortasında poz vermişlerdi. X ellerindeydi. “Neyse ki Defne bana da haberi vermekte hiç gecikmedi."
Tugay bir kumar oynamış, Defne'ye bir kez daha güvenmeyi tercih etmişti fakat Defne bu kez bizi yarı yolda bırakmamıştı. Ufuk'a onun yanında gibi davranmış, aslında bütün konuşmalarını kulaklıktan Tugay'a dinletmişti. Bu şekilde de X’i saklandığı yerden bulabilmiştik ve onu ellerimizin arasına almıştık.
Ufuk'un yüzünde bu kez gerçek bir şaşkınlık oluştu ve bakışları Defne'ye döndüğünde onun aslında kimseye güvenmeyen bir adam olduğunu tahmin edebiliyordum ama nedense Defne'nin ona asla ihanet etmeyeceğine inanıyordu; X'e edebilirdi, bize edebilirdi ama ona edemezdi, bundan çok emin olduğu yüzündeki hayal kırıklığından açıkça okunuyordu.
"İhanet bıçağı bir gün sana saplanmaz mı sanıyordun?" diye sordu Tugay gülümseyerek. "Arkana bak Ufuk, o bıçak ilk önce sırta saplanır.”
"Sonra bir gün, yaşadığımız mahalledeki insanlar anneme olan nefretleriyle bulunduğumuz evi yaktılar. Zaten minicik, iki odası olan bir gecekonduydu, hiçbir zaman ısınmazdı bile ama o gün cayır cayır yandı, biz ise uyuyorduk." Sessizleşti ve bakışlarını benden ayırıp yere doğru baktı. "O gün annemle ben yangından sağ kurtulduk ama küçük kardeşim Javier, öldü." Kaşlarım çatıldı, neyse ki bana bakmıyordu. "Evimiz yoktu, mahalledeki insanlar bizi istemiyordu, kimse bizimle muhatap olmuyordu. O gün annem elimi tutup sadece yürüdü ve en sonunda açlıktan neredeyse bayılacak duruma geldiğimizde bir ağacın dibine oturdu." Bakışlarını yerden kaldırdı ve bana baktı. "O bir mandalina ağacıydı ve iki gün boyunca sadece o mandalinalarla beslendik."
"Marco," dedim kendimi tutamayarak. "Bu yüzden mi..."
"Küçüklüğümden beri alışkanlığımdır, mandalinalar bana daima annemi hatırlatır."
Bir ülkede kitaplar yasaklanıyorsa o ülke yozlaşmaya terk edilmiştir. Bir ülkede filmler yasaklanıyorsa o ülkede gözler körleşmeye başlamıştır. Bakın, bir ülkede müzikler bile susturuluyorsa o ülkede mutluluk namına hiçbir şey kalmamıştır.