Aleyna Burunsuz

Aleyna Burunsuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·341 syf.·
2026 3. kitabı
James Clear
8.3/10 · 21,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şükürler olsun ki, karanlık bir dönemin daha sonuna geldim. 24 saattir, aklımın almayacağı şekilde her şey çözüldü, hayatım normale döndü. Savaşsızca nefes alabiliyorum, sanırım tekrardan sohbet edebilen, sakinde biri oldum. Çocukluk arkadaşım sımsıkı giyin, deniz kenarına gidip olanlarlarla dalga geçelim artık diye aradı az önce. Çok karanlık ama gerçekten çok komikti olanlar. Korkuyorum da aslında içten içe, geçti sandığım karanlık ya geçmediyse. Ya ben çözüldü sanıp, gözden bir şey kaçırıyorsam şüphesi derinlerde bir açık kapı olsa da, şükretmem gereken çok şey var. O açık kapının içini yaşıyor olabilirdim, ki ihtimale bile bu kadar yıkılmışken, düşünmek istemiyorum o odada kendimi. Günlerim birazda fazla şükürle geçiyorsa bu sıralar, aydınlık günleri yeniden getirmek için fırsat verildiği içindi. O derindeki odaya rağmen, o koşan hayata geri dönmem lazımdı artık Şuan kumsalda biraz ağlayıp, bol bol dalga geçip günü bitirip, yarın iyi bir hal ile elimde kalan maddelere dönmeliyim yada dönmeliydim. Kaçtığım dostluklara vakit ayırmalı, bıraktıklarıma tekrar dahil olana kadar o minik boşlukları da bir şekilde doldururdum. Ve bunu iyileşmek için değil, sevdiğim bir yaşam biçimi olarak yapacaktım tekrar. Ta ki sımsıkı giyinirken farkettiğim kitlemi görene kadar. Vücudumda çıkan ilk kitlem, sağ dizimde. Daha hastalığımın başında aldırdığım ve bana hiç tekrar uğramayan bir yerde. Stres noktalarımda dahi olmayan yerde. Gülümsedim ve duraksadım, hatta hala öyleyim.. Tatlı bir tebessüm ve güç var içimde.. Birazda bir alev, bana aslında kaçtıkça yorulduğum hayatımın gerçeğini söylüyor tekrar. Strese, mutsuzluğa ve kaygıta hayatımda yer olmadığını reddedemiyorum bu sefer. Hayatım içten şekilde sakin, huzurlu, karşılaştığı güneşte dahi yüksek hisseden bir hayat olmak zorunda.
Nefes aldığım bir gündü. Uyanmak değilde, güne başlamak çok zor geliyor bu sıralar. O evden çıkmak, çıkmak için hazırlanmak. Dün gece mesela lise arkadaşlarımla buluştum, pijamalarımla. Aynı o yaşlardaki gibi, yine aynı insan arabayı kullandı, yine çocukluktaki aynı kafeye oturduk. Tekrar eden bir simülasyon gibi. Herkes bir şeyler yaşıyor ve hep o masada, aynı kıvılcımla buluşuyor herkes. Kimse çekinmiyor, ne olan şeyden ne de düşüncelerinden. Çok huzurlu bitirdim o yüzden aslında dünü, bugünse gözümü açıp sorumluluklarıma döndüm. Planlarımı baya azalttım ama gözü kara şekilde hepsini bırakamadım. Döndüm durdum, bu günü kaçmadan haftalardır biriken işleri yoluna sokmak için yaşamam lazımdı. Eskiden böyle günlerde ekstra şık giyinirdim, jilet bir halde işlere koyulurdum. Aslında kendimi yoksayıp, daha derine düşmemin sebebi buymuş. Çünkü camdaki yansımamla, o an için hiç bir zorluğu olmayan bir kimlikle karşılaşıp, mekanikleşiyormuşum. Sonra mutsuzluğumla tahamülsüzleşiyormuşum. Bunu nasıl senelerdir farketmedim, aklım çok almadı. Tekrar gücüm olmadığı için baktım erteliyorum güne başlamayı. İyi bir pijama üzerine, gömlek giymeye karar verdim. Zaten mesleğim dolayısıyla kimse giyimime olmamış olarak bakmıyor hiç bir zaman, çokta önemli değil ama korkuyordum artık yorulup renklerden kaçıp, herkes gibi bir hale bürünüp kaybolma hissinin ağır basmasından. Dışardan bakan insanın çok rahat anlamayacağı çizgili bir pijama giydim, üstüne desenli gömlek, üstüne gökyüzü bir mont. Hiçte fazla gelmedi, makyajımda bile bütün renkleri kondurdum. Kendimle karşılaştıkça gülümsedim, çünkü iki tarafımdanda kaçmadım. Ne depresifliğimden, ne sorumluluklarımdan. Kendi kendime şevkat uygulamamı sağladı sanırım. Bugün hiç düşmedim, hatta elime kendi seçimlerim ve kritiklerimle üretilen yani
Artık bu süreci toparlarken, sessizce bir şeylere veda ettim. Çünkü üzerime yeni bir yük alamazdım, çok yoğundum. Çok sevdiğim rutinlerdendi vazgeçtiklerim, ara verdim aslında. Habersizce giderken bugün mentörlerimden biri "gel buraya bakalım, bir kaç haftadır durgunsun sen" dedi. Hatta verdiğim cevapla, "bu sensin işte" ile başlayan muhteşem bir cevap verdi. İyileşip tekrar geleceğim, bırakmıyorum hiç bir şeyi dedim. Hayattaki savaşlarını çözmüş mentörlere sahip olmanında bu dönemde o kadar artısını gördüm ki, aslında bütün travmamın içinde yine şanslı olduğumu hissettim. Rutinlerimden biri bırakmama bile izin vermedi, iyi ki vermemiş çünkü içindeyken iyileştiğimi farkediyorum. Bu arada bir arkadaşım her gün, neredeysem yanıma gelip farklı bir şey yapmaya çalışıyor. Biri hep şaka yapıyor, biri hep sürprizler yapıyor. Ama en çok, güvendiklerime başımı indirince iyileşiyorum. Çok zor bir haftada girdiğim sınavlarda derslerim çok iyi geldi, ayrıca yine başıma "sen bu bölümü okumalısın" cümleleri geldi. Yakıp, yıkacak dönemde yapıcı bir şekilde birazda dinlenmem gerektiğini farkettim. Attığım adımların, kabul ettiğim iş tekliflerinin, projelerin çoğunu bıraktım. Hatta tamamına yakınını. Yıkıcı değilde, kendimi dinleyen taraftan baktığımda eğitim hayatımı çok sevdiğimi farkettim. 28'inde bir şeylerde tamamlanmaktansa, ister 35'inde ister 40'larda tamamlanmaya karar verdim. Bir tane hayatım varken, almak istediğim denemek istediğim daha çok kimlik var. Yapadabileceğim, işte dayanamadım desemde ister her şerde bir hayır olduğuna, ister her kötüden sonra iyi geldiğine inanıyor olayım. Ben yoldayken çok huzurluyum, hayatımdakiler dolayısıyla çok şanslıyım. Aklıma asla yaşamayacağımı düşündüğüm o kadar çok şey yaşadım ki bu sene, dün birine ulaşamadığımda hemen arkadaşımla iş