Nefes aldığım bir gündü. Uyanmak değilde, güne başlamak çok zor geliyor bu sıralar. O evden çıkmak, çıkmak için hazırlanmak. Dün gece mesela lise arkadaşlarımla buluştum, pijamalarımla. Aynı o yaşlardaki gibi, yine aynı insan arabayı kullandı, yine çocukluktaki aynı kafeye oturduk. Tekrar eden bir simülasyon gibi. Herkes bir şeyler yaşıyor ve hep o masada, aynı kıvılcımla buluşuyor herkes. Kimse çekinmiyor, ne olan şeyden ne de düşüncelerinden. Çok huzurlu bitirdim o yüzden aslında dünü, bugünse gözümü açıp sorumluluklarıma döndüm. Planlarımı baya azalttım ama gözü kara şekilde hepsini bırakamadım. Döndüm durdum, bu günü kaçmadan haftalardır biriken işleri yoluna sokmak için yaşamam lazımdı. Eskiden böyle günlerde ekstra şık giyinirdim, jilet bir halde işlere koyulurdum. Aslında kendimi yoksayıp, daha derine düşmemin sebebi buymuş. Çünkü camdaki yansımamla, o an için hiç bir zorluğu olmayan bir kimlikle karşılaşıp, mekanikleşiyormuşum. Sonra mutsuzluğumla tahamülsüzleşiyormuşum. Bunu nasıl senelerdir farketmedim, aklım çok almadı. Tekrar gücüm olmadığı için baktım erteliyorum güne başlamayı. İyi bir pijama üzerine, gömlek giymeye karar verdim. Zaten mesleğim dolayısıyla kimse giyimime olmamış olarak bakmıyor hiç bir zaman, çokta önemli değil ama korkuyordum artık yorulup renklerden kaçıp, herkes gibi bir hale bürünüp kaybolma hissinin ağır basmasından. Dışardan bakan insanın çok rahat anlamayacağı çizgili bir pijama giydim, üstüne desenli gömlek, üstüne gökyüzü bir mont. Hiçte fazla gelmedi, makyajımda bile bütün renkleri kondurdum. Kendimle karşılaştıkça gülümsedim, çünkü iki tarafımdanda kaçmadım. Ne depresifliğimden, ne sorumluluklarımdan. Kendi kendime şevkat uygulamamı sağladı sanırım. Bugün hiç düşmedim, hatta elime kendi seçimlerim ve kritiklerimle üretilen yani