Hikaye, İstanbul’un farklı köşelerinde yaşayan ve normalde yolları asla kesişmeyecek dört benzersiz karakterin etrafında dönüyor:
Betül (42): Kariyerinin zirvesinde bir avukat, boşanmış ve kızı Aleyna için yaşıyor.
Tuğrul (40): Yeni evli, başarılı bir mimar ama abisinin borçları yüzünden maddi bir darboğazda.
Çağlar (65): Emekli mali müşavir. Karısını COVID-19 yüzünden kaybetmiş, çocuklarıyla arası bozuk ve yalnız.
Levent (23): Askerden yeni gelmiş bir bilgisayar dehası, iş arıyor ve ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor.
Bu dört kişiyi bir araya getiren iki acı gerçek var: Hepsi son evre kanser hastası ve yaklaşık 6-7 aylık ömürleri kalmış.
Bu noktada sahneye Onkolog Dr. Atıf Kemaloğlu çıkıyor. Dr. Atıf, oğlunu bir kazada kaybetmiş ve adaletin yerini bulmadığına inanan, Tragedi Mağdurları sözcüsü bir doktor. Bu dört hastasına reddedilemeyecek, karanlık bir teklif sunuyor.
Zaten öleceksiniz. Ama ölmeden önce toplumun adaletinden kaçan bir suçluyu (tacizci, çocuk katili, uyuşturucu baronu vb.) öldürürseniz, ailenize 500.000 dolar bırakacağım diyor.
Kitap; iz bırakmadan, silah kullanmadan sadece zekalarını kullanarak cinayet işlemeye hazırlanan bu dört sıradan insanın, ailelerinin geleceğini garanti altına alma çabasını ve yaşadıkları vicdani hesaplaşmayı konu alıyor.
Valla ne yalan söyleyeyim, kitabın konusu tam bir ters köşe fabrikası gibi duruyor. Okurken insan ister istemez kendi değer yargılarını sorguluyor.
Selim Çiprut zaten Ufak Tefek Cinayetler gibi iddialı işlerin mutfağından geldiği için, kitabın temposu hiç düşmüyor. Okurken sanki bir Netflix dizisinin bölümlerini peş peşe izliyor gibi hissediyorsun.
Yazar, öyle bir sonla başbaşa bırakıyor ki bizi, en savunmasız anımızda vuracak bir final hazırlamış.Okuduktan sonra buna katılacak ve hiç beklemediğiniz bir