Berna Zengin Durmuş

Berna Zengin Durmuş
@alfonsina
Bugün bölgede egemen olan ölçüler, şefkat ve fedakarlık, vicdan ve merhamet, acıma ve adalet, sevgi ve saygı, eşitlik ve özgürlük değil, tersine, tüm bunlara karşı olan ve bireyi, bireyin hak ve hukukunu, kendisini ifade edebilmesini engelleyen şeylerdir.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Siyaset
Reklam
William Faulkner
"İnsan ölümsüzdür, bütün yaratıklar arasında yalnız onun tükenmez bir sesi olduğu için değil, gönlü olduğu için, ruhunda şefkat ve fedakarlık, sabır ve dayanma gücü bulunduğu için. Şairin ve yazarın ödevi işte bunları yazmaktır."
Sayfa 30·Kitabı okudu
Galipler, ez azından benim bildiğim, gördüğüm, insana yakışmayan bir kaderi bana reva gören galipler. Kibirleri mağruriyetleri, resmi yalanları, rahatlıkla tüm tarihi kendilerine göre revize edebilecek cesaretteki sahtekarlıkları, kof böbürlenmeleri; iktidara, silaha, zorbalığa, militarizme tapan inanılmaz acımasızlıkları ve düşkünlükleri; bir çırpıda binlerce korumasız, savunmasız aydını köşe başlarında "faili meçhul"lerle katledip ortadan kaybolacak düzeydeki pervasızlıkları ve kalleşlikleri; komploları, suikastleri, terörleri, "namus, şeref, onur" diyerek başkalarının namus, şeref ve onurlarıyla oynamayı adet haline getirmiş, her türlü edep, uygarlık ve zevkten yoksun, kıyıcı ilkellikleri; şana, şöhrete ve iktidara duydukları sonsuz açlıkları; ar, haya ve utanç duygularından tamamıyla arınmış kendilerine göre şaşaalı ve görkemli iğrenç yaşam tarzları; hayal ürünü, basit, yavan rivayetlerden inşa edilmiş kendilerinin bile inanmadığı ama gıdıklayıcı ikbal kapılarını açan resmi ideolojileri, ötekine karşı kin ve nefret üzerine kurulu çılgın ultra-milliyetçilikleri; hukuk diye yutturdukları kirliliği, zulmü, otoriter-totaliter zihniyeti ve yaratılan gülünç resmi mitleri koruyan köhne kalkanları; yalanların ve riyakarlığın yarattığı derin ahlaki çöküntü ve "muhteşem, her şeye muktedir" bir yalanlar hükümdarlığı ...
Sayfa 25·Kitabı okudu
Siyaset
Ve topyekün dünya edebiyatı, insanlığın bu en görkemli mirası, sesi kısılanların sesi değil miydi acaba? Ruhları bir deprem gibi sarsan sağlam ve güçlü yazarlar, kendilerini, Tanrı gibi olmasa bile, Tanrı katında bir nebi gibi hissederler ve haysiyetin doruğu bu yoğun duyguyla anlatılarını kurarlar. Sözgelimi Tolstoy, yakın zamandan Mann, Musil, Proust, Faulkner, Camus, Canetti, Kemal böyle yazarlardır. Onlar, tıpkı Zeus ve öteki Tanrılar'ın, Ida Dağı'nda Troia Savaşı'nı (farklı isimlendirmelere karşı Troia kazılarının lideri rahmetli profesör Korfmann'ın tüm dünya dilleri için önerdiği isim buydu, Troia) yönetmeleri gibi, anlatılarını bir ilaha benzer biçimde, yücelerden kurarlar. Bir yazar olarak benim durumum ise çok farklı; ben Akhilleus'un kılıç darbeleriyle katledilmiş Hektor'un rencide edilmiş yerdeki cesedinin tere, kana, kuma ve toza bulanmış belli belirsiz gölgesiyim. Kendimi hep böyle hissettim; en altta, mağlup ve mağdur. Gücüm de hep bu oldu. Mağluplar ve mağdurlar ... ve onların isimlerinin bile anımsanmasına, ölülerinin bile kutsatmasına müsaade etmeyen galipler. İşte tarihin zalim ve ahlakdışı akışı; tüm zamanların insanlığı boğan en yaman, korkunç karşıtlıgı.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Yaşam
Karakterlerimin gölgelerle dolu çehrelerinden bir çehre olarak, sürekli hatırlamak, sürekli hafızanın derinliklerine inmek, sürekli artık kimselerin açıp bakmadığı tozlu arşivlerin labirentlerinde dolaşmak, sürekli tüm bir geçmişi yakalamak, onu bildiğimizden farklı biçimde yeniden kurmak, mezara gömülmüş hakikatlere uygun yeni bir hafıza yaratmak, sürekli unutulmuş olanları unutulmuş sözcüklerle anlatmak gerekiyordu.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Reklam