Edebiyatın en önemli insani misyonu şudur; korkunç kötülük, zor, şiddet ve felaketlere rağmen umutlu olabilmeyi insana göstermek. Her şeye rağmen geleceğin insani mutluluk, eşitlik ve özgürlükten yana olduğunu iletmek.
Çünkü bence edebiyatın ve yazarın bir insani misyonu, yaşadığı zamana karşı bir sorumluluğu var. Edebiyat asla bir oyun boş bir kurmaca degil, yazar da bir yazı teknokratı değil.
Batı uygarlıgının ne oldugunu ögrenmek isteyenler mutlaka Doğu uygarlıklarının önemli merkezlerinden olan lstanbul'da yaratılmış Mimesis'e bakmak zorundadır.
Peki ben niçin Auerbach'ı yazıyorum? Benim durumum Auerbach'ın tam tersi; tamamıyla Doğuluyum. Müslüman bir
ailenin çocuğuyum ve köklerim Mezopotamya, Anadolu ve Ege-Akdeniz kültür mirasının derinlıklerinde. 1977 yılında Turkiye'den çıktım ve bir politik sığınmacı olarak Batı' ya, İsveç-İskandinavya'ya göçtüm. Auerbach'ın sürgünde yaşadıklarının aynısını yaşayarak, bir aydın olarak hayatta kalabil-
mek için ben de kendime bir yol buldum; edebıyat yazarı oldum. Batı ile tanışmam, Batı'da yaşamam, Kürtçe modetn romanlar yazmama yol açtı.Eğer Batı ile bu verimli yaratıcı buluşma olmasaydı, sürekli Doğu kültür mirasıyla beslenen böyle bir yazarlık da asla oluşmayacaktı.