Bazen bir söz ile bazen bir obje ya da bir gülüş bir bakış ile olur insana dokunmak…
•••
İnsan, kendini kendisi keşfeder. Yine de bazı zamanlar olanı görmekte zorluk yaşayabilir. Sadece bir adım geri çekilebilsek ya da bir nefeslik durabilsek her şeyin hayatın akışında var olduğunu ve aslında o akışın kendi yolunu bulduğunu görebiliriz. İnsan bunların hepsini biliyor anlatılan tüm hikayeleri nasihatları tavsiyeleri biliyor ama yinede duruyor.. Neden duruyoruz durduğumuz yerde neyi nasıl kazanmayı bekliyoruz, bekleyerek? Gayretimiz olmadıktan çabamız olmadıktan sonra bir şeyler nasıl yoluna girecek ve nasıl değer kazanacak?
Bunları gördükten sonra kendimiz için bir şey yapmalı. Bu bir şey illa büyük bir şey değildir bir adım ya da bir kelam da hatta kabullenişte bir şeydir.
Ben adım sayan birisiydim. Kabulleniş için ikna olma fikrine açık ilerliyorum. Çünkü biliyorum ki hep ben doğru olamam; eksiğim, yanlışım, düşünceliyim, sinirliyim, sabırlıyım, kalabalığım, yalnızım tüm yok olan varlığımla insanım. Birisi bir şey söylüyorsa onuda dinleyip bir şeyler çıkartabilirim. Çünkü büyük küçük fark etmeksizin her insan her insana dokunur. Kelebek etkisi de burada başlıyor işte. Farkına varmadan hatta önemseden yaptığın bir davranış başkasına cesaret olabiliyor. Binbir duygu açığa çıkartabiliyor.
Ben bu kitapta bunu gördüm. Çevrendeki insanlara baktığında sende olmayanı, olmasını istediğin şeyi görürsün -algıda seçicilik işte-. Hayıflanırsın belki ‘neden’ diye. İyi de gördüğü şeylerin arkasına neden bakmaz insan; o kişi o duyguyu, hâli, başarıyı ne ise gördüğün onu kazanana kadar neler kaybetti ya da nelerden vazgeçti...
“Ne arıyorsun?” diye soruyor kütüphaneci her gelene. Aslında sadece soruyor ve karşısındaki insanın anlatışında hissettiği şeylere göre içinden