Unutuştan âlâ hekim yoktur …
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kapitaizmin yarattığı narkoz toplumu yani Buyung Chul Han'ın deyimiyle palyatif toplum (Acısız toplum) acıyı pasuman ederek kişinin acıdan arındırılmasını temel alır. Acısına yabancılaşan insana daha sonra acıyı paketlemek suretiyle metalaştırarsk ona bunu pazarlar. Aşksız bir dünyaya aşkın meta olarak pazarlanması gibi. Çünkü acının kendisi meta dışında çıplak acının yaşanması devrimci dönüşümün kaldıracı olabilir. Fakat piyasalaştırılan acı devrimci potansiyelini yitirir. Acımızla aracısız ilişki kurmak ve başkaların acılarıyla birleştirebilmek acının devrimcileşmesine hizmet eder. Acıyı tekilleştirmek ve etkisiz kılmak iktidarın arzusudur. Ehlileştirilmiş acı iktidara hizmet eder. Bu nedenle başkalarının acısını kendi acısıyla buluşturmak olmadı başkalarının acısını omuzlamak sistemin altını oymak bakımından önemli bir adımdır. Acıyı baypas etmek, tekilleştirmek, içe doğru patlamasını sağlamak kapitalizmin ömrünü uzatır. Bu nedenle acıyı içe doğru değil sistemin kendisine doğru patlatacak politikalar geliştirebilmeliyiz. Kendi intiharımız için değil sistemin intiharını örgütlemeliyiz. Küresel kapitalizm bireyi teslim alıp umutsuzluk girdabında boğmaya çalışıyor. Acımızı atomize ederek kişileri çıkışsızlığa mahkum ediyor. Oysa ruh sağlığımız, açmazlarımız, acı ve umutsuzluklarımızın sistemden bağımsız bir anlatımı yok. Herşey bu sistemin kodladığı bir varoluşa sahipken sistemsel bağlantı kurulamaması tamamen apolitik bir tutumdur. Acımızı büyütelim. Arabesk manada değil devrimci temelde acının yıkıcılığını örgütleyerek bunu başarabiliriz. Sistemi acımızın yoğunluğunda boğmak için harekete geçmeliyiz..
Bazı Özel Korkular ve Fobiler Yunancaya dayalı neolojizmlere (yeni sözcükler) çok meraklı olan XIX. yüzyıl psikiyatrisi ilk başta herkesin fobi tipine özgü çok güzel adlandırmalarla dolmuştur: Akrofobi: Yükseklik korkusu (akron: en yüksek), kenofobi (kenos: boşluk) ve doğal olarak kremnofobi (yamaç ve uçurum korkusu) ve orofobi ile (yamaçtan iniş korkusu) eşdeğerdir. Aviofobi: Uçuş korkusu. Algofobi: Acı, ağrı korkusu. Koprastasofobi: Kabızlık korkusu. Astrafobi: Genellikle brontofobi (gök gürültüsü) ve anemofobi ile (fırtına korkusu) ilişkili şimşek korkusu. Hematofobi: Kan korkusu, karnofobi (et korkusu) ve belonefobi ile (çengelli iğnelerden ve iğnelerden korkma) yakındır. Monofobi: Yalnız kalma korkusu. Oykofobi: Ev korkusu (oikos: ev). Zoofobi: Hayvan korkusu. Ornitofobi (kuş korkusu), ailurofobi (kedi korkusu), kinofobi (köpek korkusu), musofobi (fare korkusu), araknofobi (örümcek korkusu) vb. gibi korkuları barındırabilir. Trikofobi (kıl korkusu) ve pteronofobi, (tüy korkusu). Fobofobi: Korkma korkusu. Siderodromofobi: Tren korkusu. Tafefobi: Diri diri gömülme korkusu. Bu liste sizi rahatsız ettiyse belki sizde helenologofobi (helenos: Yunan ve logos: sözcük) rahatsızlığı vardır, yani bilgiçlik taslamak için kullanılan Yunanca sözcüklerden korkma.
Alıntı
Hayatı Yöneten "Algofobi" Psikolojinin derinliklerinden çıkıp hayatımızın merkezine yerleşen bir kavram var: Algofobi, yani acı çekmekten duyulan korku. Peki, acı zihnimizde nasıl bir karşılık buluyor ve bu karşılık hangi süreçlerin eseri? İşte bu soruların cevapları, yaşadığımız toplumun ve bu toplum içindeki yerimizin aynası niteliğinde. (Yaşadığınız acıların hayatınıza nasıl yön verdiği hususunda lütfen düşünün. ) Toplum, acıyı bir hastalık gibi görür; ondan hızla kurtulmamız gerektiğini fısıldar. Bir hamam böceği gibi, henüz etrafı sarmadan yok edilmelidir. Acıya saygı göstermek mi? Böyle bir ihtimal dahi yoktur. Cenazelerde bile öyle değil midir? Sevdiklerini kaybedenlerin yasına ne kadar alan tanıyoruz? Kaybın ardından çekilmesi gereken acıya sabır göstermek yerine, insanın bir an önce "normalleşmesini" bekliyoruz. Zira acı, zayıflık olarak görülür; birinin acı çektiğini görmek, onun güçsüz olduğuna kanaat getirmek için yeterlidir. Bu yüzden acı bastırılmalı, dile gelmemeli, bedende yankı bulmamalıdır. Bastırmanın en kestirme yolu ise ağrı kesicilerdir. Ağrı kesiciler artık yetmediğinde, bedenin direnci arttığında ise devreye antidepresanlar uyuşturma etkili haplar girer. Bugün üniversitelerde Ağrıbilimi bölümlerinde reçetelenen düşük dozlu haplardan, sokaklarda satılanlara kadar geniş bir yelpaze var. Tüm bu yöntemler, içinde yaşadığımız toplumun olumsuz olan her şeyden kaçma arzusunun birer sonucudur. Sürekli pozitif bir tavır sergilemek, günümüzün kutsanmış öğretisidir. Olumlamalar, artık birer kazanç kapısına dönüşmüştür. Ancak hayat, yalnızca huzurun, kahkahaların ve dinginliğin hüküm sürdüğü bir sahne değildir. İnsan ruhu, kahkahalar kadar gözyaşına, huzur kadar fırtınaya, sessizlik kadar çığlığa da muhtaçtır. Peki, neden sakinliği olgunlukla
Hayat ve İnsan
“Günümüzde acı çekmek ve acının ifade edilebilme biçimlerinden bütünüyle mahrum bırakılmış durumdayız. Çünkü her bir yerde algofobi hakim.” Byung-Chul Han