Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:25
Garip anlarını istiyorum ve beceriksiz ellerini. Kahkahalarını, aşkını, sonsuz ışığını istiyorum. Ben açgözlü bir adamım. Bencil biriyim. Hepsini istiyorum. İlklerinin ve sonsuzluğunun geri kalanıı istiyorum." . Emily McIntire'ın #neverafter serisinin 4. kitabı Yasaklı yorumumla geldim. Bu serisinin her biri bağımsız, karanlık romantik hikayelerden oluşan, parçalanmış peri masallarının yeniden yorumlanmış öyküleridir. Yasaklı ise Aladdin'den esinlenmiştir. Kahramanımız Yasmin, dünyanın en zengin adamlarından birinin kızı ve ünlü bir elmas firmasının sahibidir. Babası hastalandığında, Yasmin onun son günlerini en mutlu şekilde geçirmesini sağlamaya kararlıdır. Ta ki babasının onu kendi seçtiği bir adamla evlendirmek istediğini öğrenene kadar. Yasmin'in zaten bir erkek arkadaşı vardır. Evdeki hizmetçinin oğlu Aidan'la evlenmek istiyordur fakat babasının onu kabul etmeyeceğini bilmektedir. Julian Faraci, Ali'nin (Yasmin'in babası) sadık, hırslı sağ koludur ve şirketin kontrolünü ele geçirmeye kararlıdır. Başlangıçta Julian, acımasız, kibirli ve kötü biri olarak görünür. İstediğini elde etmek için hiçbir şeyden çekinmez. Yasmin ve Julian birbirlerinden nefret ederler. Yasmin onu soğuk ve kaba bulurken, Julian da onu şımarık bir kız olarak görür. Babası, Yasmin'e olası evlilik adayları olarak bazı erkekleri getirdiğinde, Yasmin ve Julian evlenmek konusunda anlaşırlar. Bu sayede Yasmin özgürlüğüne kavuşacak, Julian ise şirketi yönetecektir. Ancak Yasmin'in bilmediği şey, Julian'ın daha sonra onu öldürüp işi ele geçirmeyi planladığıdır. Birbirlerinden hoşlanmamalarına rağmen, yavaş yavaş işler değişti. Düşmandan aşka dönüşmesi biraz zaman alan, yavaş yavaş gelişen bir aşktı. Yasmin güzel ve bağımsız, Julian ise seksi, gergin ve büyüleyici. Yasaklı, heyecan verici ve
YasaklıEmily McIntire · Ren Kitap · 202619 okunma
Kürk Mantolu Madonna İncelemesi
Puan vermedi
Kürk Mantolu Madonna, edebiyatımızın en hüzünlü aşk romanlarından biridir. Kahramanların psikolojilerini de çarpıcı bir dille anlatan roman, 1943 yılında yayımlanmıştır. Kitap, Raif Efendinin hastalandığı için günlüklerini aynı iş yerinde çalıştığı gence vermesiyle başlar. Günlükleri okuyan genç, hayata küsmüş bu hasta adamın aslında ne kadar hüzünlü bir aşk yaşadığını öğrenir. Raif Efendinin babası,oğlunu sabun yapım tekniklerini öğrenmesi için Almanya'ya gönderir. Ama Raif Efendi;Almanya'daki günlerini fabrikada teknik öğrenerek değil,müzelerde ve sanat galerilerinde geçirir. Bu gezilerin birinde otoportresini gördüğü Maria Puder'e ilk görüşte aşık olur. (Kitabın ismi de buradan geliyor. Madonna ismi, eskiden dokunulmaz olan ve Hristiyanlıkta kutsal kabul edilen Meryem Ana için kullanılırdı. Raif Efendi için de Maria, dokunulamayan sadece sessizce ibadet edilmesi gereken bir figür haline gelmişti.) Günlerce sadece Maria Puder'in tablosunu izlemek için müzeye giden Raif Efendi, yine tabloya bakmak için müzeye gittiği bir gün Maria ile karşılaşır ve aralarında tutkulu bir aşk başlar. Aylar sonra Türkiye'den gelen bir telgrafla babasının öldüğünü öğrenen Raif Efendi, apar topar memlekete dönmek zorunda kalır. Türkiye'de işlerini düzene koyduktan sonra Maria'yı yanına alacağına söz verir. Bir süre mektuplaşsalar da Maria'dan gelen mektupların kesilmesi üzerine Maria'nın kendisini unuttuğunu düşünen Raif Efendi,kendini melankolik bir hayatın kucağına bırakır. Evlenir, çocukları olur. Yıllar sonra öğrendiği gerçek ile yıkılır çünkü kaybettiği yılları telafi etmenin artık imkanı kalmamıştır. Roman; sevdiklerimizi kaderin eline bırakmamamız gerektiğini,fırsatımız varken onlara sıkı sıkı sarılmamızı ve kaybolan yılların geri gelmeyeceğini en iyi anlatan kitaptır
Duygu ve Düşünce
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,385 okunma
9/10
·224 syf.··
2026 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 17:45
YAZGI, üç kuşağın iç içe geçen hikâyesi. Hatice’nin suskun direnişi, Reyhan’ın yarım kalan gençliği ve Melis’in parlayan geleceği… Büyük bir çoğunluğumuz; kendi yaşadığımız sıkıntıları, acıları çocuklarımızın yaşamasını istemeyiz. Bazen de; çocuklar ailelerin yaşadıklarından ders alıp, ben böyle olmayacağım diyebiliyor. Başarabilenlere ne mutlu... Hayat adil değil. Kimisine her şey altın tepside sunulurken, kimisi tırnakları ile kazıyarak bir yerlere gelmeye çalışır. Bunu da herkes başaramaz. İmtihan dünyası... Yazgı; Nebiye Sevük kaleminden, Parlayan Kitap yayınlarından basımı yapılan, 222 sayfadan ibaret roman. İstanbul' un taşı toprağı altın diyerek, Zonguldak' ın Ağaçbükü köyünden İstanbul' a gelen bir ailenin hikayesi. Hatice her ne kadar istemese de; eşi Selim' in baskısı ile İstanbul' a gitmek üzere yola çıkarlar. İşler istediği gibi gitmedikçe, fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalan Hatice' nin, en büyük dayanağı çocukları, Mehmet ile Reyhan olmuştur. Oğlu Mehmet, iş için İzmir'e gitmiş, kızı Reyhan ise ortaokuldan sonra okuyamamıştır. Hatice, temizlik için bir evde çalışırken, uğradığı iftiradan dolayı işten ayrılmak zorunda kalır. Selim; bulduğu hiçbir işte düzen tutmayan, kendisini a** e verip, eve hiç bir zaman ayık gelmeyen karakter. Reyhan; çok sevdiği arkadaşı Ayşe ile her şeyini paylaşırdı. Sevdiği Ali' den sadece Ayşe' nin haberi vardı. Ali ile gizli bakışmalarının kendisini ne kadar etkilediğinden bahseden Reyhan' ın, başka konu konuşmaması Ayşe' nin canını sıkmaya başlar ve Reyhan ile arasına mesafe koyar. Ta ki; gerçek sebebi ortaya çıkana kadar... Reyhan sevdiğine kavuşabilecek miydi? Annelerinin yaşadıkları, Mehmet ile Reyhan' ı ne kadar etkiledi? Ayşe, neden Reyhan' dan uzaklaştı? Ruhumun yorgunluğu çoktan çökmüş omuzlarıma. Acaba yıllarımı
YazgıNebiye Sevük · Parlayan Kitap · 202523 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 02:00
Osman Balcıgil Karanlık Oda KAHROLSUN EMPERYALİZM! YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE! Osman Balcıgil'den okuduğum 6. kitap oldu Karanlık Oda Osman Balcıgil kitaplarını beğenerek okuyorum, akıcı anlatımıyla tarihi sevdirerek okutuyor yazar. Osman Balcıgil, Devrimci kahramanımız Deniz Gezmiş'ten tam yedi yıl sonra doğuyor. Dolayısıyla 68 kuşağı olan Denizleri ve kendi kuşağı olan 80'li yılların toplumsal ve siyasal olaylarını bir sohbet havasında mercek altına alıyor. Kitap Deniz Gezmiş ile Osman Balcıgil arasında bir ağabey-kardeş sohbeti gibi geçiyor. 1950-1960 yıllarını kapsayan Menderes dönemi, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında gelişen işkenceler ve idamlar anlatılıyor. Ülkenin hassas dengeleri olan Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik Zenginlik-Fakirlik, Doğuculuk-Batıcılık, Dindarlık-Laiklik konularına değiniliyor. Üç fidanımızın idam kararlarına giden yolda izlenen şerefsiz oyunları okurken sinir küpü oldum. Deniz Gezmiş'e dair çok kitap okumuş biri olarak aslında bildiğim şeylerin tekrarı gibi oldu ama her okuduğumda yine yine üzülüyorum, yine yine sinirleniyorum! BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ? Denizlerin idam kararını veren mahkemeyi yürüten hakim olan Ali Elverdi'nin ölüm sebebi soluk borusuna kaçan yemektir. İlahi Adalet diye ben buna derim! :) Kitabı tabii ki kesinlikle tavsiye ediyorum. Yakın tarihe, yakın siyasi tarihe hem hüzünlü hem de acı gerçeklerle dolu bir yolculuk için.. Herkese iyi okumalar, iyi geceler...
Karanlık OdaOsman Balcıgil · Kara Karga Yayınları · 2018983 okunma
Adalet Ağaoğlu - Ölmeye Yatmak
Puan vermedi·400 syf.··
2026 7. kitabı
Adalet Ağaoğlu Ölmeye Yatmak Post-modern bir eser olduğu için inceleme yapmak da özetlemek de oldukça zahmetlidir. Eserin en önemli özelliği cumhuriyetin ilk yıllarında milletin inkılaba karşı maddi ve manevi yaklaşımını yansıtmasıdır. Bence bu işi oldukça objektif yapmaktadır. Bazı kısımlarda açık giyinmenin, kadın erkek ilişkilerinde rahat hareket etmenin medeniyet sayılması bina örnektir. Bu arada sürekli Ulus'tan, Hergele Meydanı'ndan, Numune Hastanesi'nden bahsedilen eseri İbni Sina Hastanesi'nde sesli kitap şeklinde dinlemem de feleğin bir cilvesi gibi oldu. Eserde o dönemdeki yolsuzluk çeşitlerinden de bahsedilir. Buna göre halka o yoklukta karneyle kumaş verilmektedir. Bazı uyanıklar bunları insanlardan el altından alıp kendi dükkanlarında satarken bazı esnaflar kırk liralık kürdanı 41 liraya sattığı için ceza almaktadır. Meşhur Aşkale Kampları'na Varlık Vergisi nedeniyle gayrimüslimlerden ziyade Türklerin gönderildiği aktarılır. Yazarın solcu olduğu eserden oldukça net anlaşılıyor, aslında bence de o dönem için aşağı yukarı öyle olan ilk dönem Türkçülerini (ilk Atsızcılar, bunlar ikinci Dünya Savaşı'na girelim, İsmet Paşa basiretsizdir gibi görüşleri savunan biraz dalyarak tiplerdir) biraz daha öcüleştirerek anlattığını gördüm, sonra Vikipedi'den bakınca kendinin de Ödp'den milletvekili adayı olduğunu, "Yetmez Ama Evet" toplantılarına katılıp öğrencilerden yumurta yediğini gördüm. Tam olarak benim gözümdeki ılık solcu kategorisine girdi diyebilirim. Nedense böyle tiplere saygı duyamıyorum. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin bize şeker, kullanılmış postal vs. verdiğini ve memlekette karneyle dağıtılıp karaborsa olan şekerin bu dönemde bollaştığını, çoğu insanın ayağının derli toplu bir ayakkabıyı ilk defa bu dönemde gördüğünü eserden öğrendim. Ayrıca
Ölmeye YatmakAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 20195,7bin okunma