Özgürlük ve kader nasıl buluşur, nasıl dönüşür?
Rollo May, özgürlükle, yaşamın doğal ve kendi koyduğu (örneğin kültürel)
sınırlar içinde seçim yapma kapasitesini kastetmiştir. Özgürlük aynı zamanda sorumluluk anlamına da gelir; çünkü May’in de belirttiği gibi, eğer bize seçme gücü verildiyse, bu gücü kullanmak da bizim görevimiz değil midir? O halde hayata anlam katan, özgürlük ve kaderin çatışan kutuplarıyla dinamik bir karşılaşmadır. May, özgürlük ve kaderin, yetenekler ve sınırların ancak mücadele yoluyla tam anlamıyla aydınlatılabileceğini, esaslı bir şekilde keşfedilebileceğini ve anlamlı bir şekilde dönüştürülebileceğini vurgular.
Irvin Yalom insan varoluşunun dört verisinden söz eder: Ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık ve anlamsızlık. Yalom’a göre bu verili durumlarla nasıl yüzleştiğimize bağlı olarak yaşamlarımızın tasarımı ve niteliğiyle de yüzleşiriz.
Örneğin ölümle yüzleştiğimiz ölçüde, ölümün uyandırdığı aciliyet, yoğunluk ve ciddiyetle de karşılaşırız. Yalıtılmışlıkla yüzleştiğimiz ölçüde, ilişkiye ya da bunun karşıtı olan yalnızlığa olan ihtiyaçlarımızla da temas kurar ve bunların farkına varırız.
Varoluşsal pratiğin bir başka ifadesi de anlık, şimdi ve burada karşılaşmayı vurgular. Kimi düşünürlere göre psikolojik büyüme ve gelişme esas olarak benlikle karşılaşma yoluyla değil, bir başkasıyla karşılaşma yoluyla ilerler. Bu “karşılaşma yoluyla iyileşme”, bir yandan “bir başkasına açık ve onu onaylayıcı” olurken, diğer yandan da “kendine hazır olma ve kendini onaylama” becerisiyle karakterize edilir.
Kaderle dolaşık bir özgür irade
Kişiliklerimiz salt öznel bir eylem olarak değil, nesnel dünya ile diyalektik bir süreç olarak örülüyor, tıpkı ağdaki bir örümceğin bastığı yer gibi. Bruno Latour’un vurguladığı Fail Ağ Teoremi insanın sadece kişiler arası,