Ali35

Ali35
@ali2535
izmir
11 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Her ne kadar hiçbir zaman tümüyle sıkılganlığımı yenemedimse de, onu bir ölçüye kadar ancak Güney Afrika'da alt edebildim. Ama hazırlıksız konuşmak benim için olanaksızdı. Tanımadığım kimselerin karşısına çıkmaktan, söz söylemekten elden geldiğince kaçınmışımdır. Öyle sanyorum ki bugün bile, şu havadan sudan konuşulan ahbap toplantılarına ne giderim, ne de gitmek isterim. Şunu da söyleyeyim ki, yaradılışımdaki bu çekingenliğin, arada bir beni gülünç durumlara sokması dışında, hiç de zararını görmüş değilim. İşin aslını ararsanız, bunun bana tümüyle yararı dokunmuştur. Önceleri canımı çok sıkan tutukluk, sonraları benim için bir zevk oldu. Bunun en büyük iyiliği, bana az sözcük kullanmayı öğretmiş olmasıdır. Düşüncelerimi kendiliğinden yoğunlaştırmak alışkanlığını edindim. Bugün, ağzımdan ya da kalemimden kolay kolay mantıksız bir sözcük çıkmaz diye kendi kendime senet verebilirim. Sözlerimde ya da yazılarımda, bana, "Keşke söylemez olsaydım" ya da "yazmaz olsaydım" dedirtecek herhangi bir şey bulunduğunu anımsamıyorum. Bu şekilde, birçok felaketten ve zaman kaybından kurtulmuşumdur. Tecrübe bana gösterdi ki, susmak kendini gerçeğin hizmetine veren kimsenin ruh disiplini içindedir. Gerçeği gereğinden çok büyütmek ya da yok etmek, yazılı ya da yazısız, insanın doğal güçsüzlüğüdür. Onu yenmek adına biricik çare de susmaktır. Az konuşan kimse, binde bir düşüncesiz şeyler söyler, çünkü her sözcüğünü bir bir tartar. Konuşmaya can atan nice kimseler vardır. Hangi toplantı başkanı, konuşmak isteyenlerin sürekli başvurularından kurtulmuş ki? Konuşma izni alan bir söylevci, genellikle verilen süreyi aşar, bu sürenin uzatılmasını ister ve izne bakmadan konuşmasına devam eder. Bütün bu gevezeliklerin dünyaya herhangi bir iyiliği dokunacağı pek söylenemez. Gerçekte, sıkılganlığım
Reklam
Yaşam hep buradadır ve şimdidir. An bir güneştir ve bütün gelecekteki mutluluk umutları onun yanında ancak birer cılız mum ışığıdırlar. Çünkü insan bir umuttan ötekine, derken mezarlığı boylar, ancak anın derinliğinde insan sonsuzluğu bulur. Henri Frederic Blanc - Uyku İmparatorluğu, 155
“En acı veren yaralar başkalarının açtığı yaralar değil, kendimize açtığımız yaralardır. Bunlar pişmanlığın, suçluluğun, kendi ideallerimize göre yaşamayı başaramadığımızı bilmenin yaralarıdır. Bu yaralar karanlıkta iltihaplanır, dünyadan gizlenir, ama bizi kurutur, gücümüzü, devam etme isteğimizi emer. Ve bu yaraları yanımızda taşıdıkça, bunların asla iyileşmeyeceğini, sessizce acı çekmeye, kendi yarattığımız tutsaklara mahkûm olduğumuzu fark etmeye başlarız.” Kazuo Ishiguro
Kendimizi sevmeyi nasıl öğrenebiliriz? Bu bizim en zorlu mücadelelerimizden biri, bu mücadeleyi vermek de oldukça güç. Pek çoğumuz çocukken kendimizi sevmeyi hiç öğrenmemişizdir. Bize genellikle kendimizi sevmenin olumsuz bir şey olduğu öğretilir, çünkü kendilik sevgisi insanın sadece kendisiyle ilgilenmesiyle ve kendini beğenmesiyle karıştırılır. Bu yüzden sonunda, sevginin Bay Harika ya da Bayan Harika ile veya bize “tam da doğru biçimde” davranan biriyle tanışmaktan ibaret olduğunu düşünürüz. Oysa bunun sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Pek çoğumuz sevgiyi hiç yaşamamışızdır. Yaşadığımız şey karşılıklardır. Çocukken terbiyeli olursak, iyi notlar alırsak, büyükanneye gülümsersek ya da ellerimizi sık sık ve yeterince yıkarsak “sevileceğimizi” öğreniriz. Sevilmek için kendimizi paralamışızdır, hem de bunun koşullu, dolayısıyla da yanlış sevgi olduğunun hiç farkına varmaksızın. Başkalarının onayını bu kadar çok gerektiriyorsa, sevmemiz nasıl mümkün olabilir? İşe ruhlarımızı besleyerek ve kendimize merhamet göstererek başlayabiliriz. Ruhunuzu besler, onu doyurur musunuz? Yaptığınız hangi aktiviteler kendinizi kendiniz hakkında daha iyi hissetmenizi ve o şeyi yapmış olmaktan dolayı gerçekten de mutlu olmanızı sağlıyor? Kendimizi sevdiğimizde hayatımızı yüzümüzde gülücükler açtıran aktivitelerle doldururuz. Bunlar, kalplerimize ve ruhlarımıza şarkılar söyleten şeylerdir. Bunlar, yapmamız gerektiği öğretilen “iyi şeyler” olmaz her zaman -yalnızca kendimiz için yaptığımız şeylerdir. Kendimizi beslemek cumartesi günü erken kalkıp “üretken” olmaktansa geç saatlere kadar uyumak olabilir. Kendimizi beslemek hep çevremizde olan sevginin içimize dolmasına izin vermektir. Elisabeth Kübler-Ross - Yaşam Dersleri, 52-53
Kimimiz o özel insanı hiçbir zaman bulamaz, ama bu, hayatımızda özel sevgiyi bulmayacağımız anlamına gelmez. Romantik ilişkilerimizden çok şey talep ederiz: iyileştirme, mutluluk, sevgi, güvenlik, arkadaşlık, doyum ve yoldaşlık. Bu ilişkilerin hayatımızı “onarmasını”, bizi depresyondan kurtarmasını ya da bize inanılmaz bir keyif vermesini de isteriz. Bizi her bakımdan mutlu etmelerini bekleyerek özellikle bu ilişkilerden taleplerde bulunuruz. Birçoğumuz özel birini bulmanın, hayatımızı her anlamda düzelteceğine bile inanır. Bunu çoğu zaman açıkça ya da bilinçli bir biçimde düşünmeyiz, ama inanç sistemlerimizi incelediğimizde, bu düşüncenin orada durduğunu görürüz. Bir zamanlar, “Keşke evlenmiş olsaydım, her şey harika olurdu,” gibi şeyler düşündüğünüz olmadı mı hiç? Romantik ilişkileri harika, bazen zorlayıcı olsa bile yine de arzu edilir bir deneyim olarak görmek kabul edilebilir bir durumdur. Bize dünyadaki eşi benzeri olmayan kusursuzluğumuzu, hiçbir şekilde bozuk olmadığımızı anımsatırlar. Sorunlar, yanlış bir şekilde bu ilişkilerin bizi “onaracak” olmasına inandığımızda ortaya çıkar. İlişkiler bizi onaramaz, onarmayacaktır da; böyle bir şeye inanmak masalsı bir düşünüştür. Bununla birlikte, birçoğumuzun masalsı bir düşünüşe kendini kaptırması hiç şaşırtıcı değildir. Ne de olsa peri masallarıyla yetiştirilir, o beyaz atlı prensi ya da ayağı camdan pabuca uyacak olan kızı bulmanın bizi bütün ve tamam yapacağına inanmaya teşvik ediliriz. Her kurbağanın bir prens olması gerektiği izlenimiyle kalırız. Alttan alta özel birini bulana dek sadece bir midye kabuğunun yarısı, tamamlanmayı bekleyen bir yapboz bulmacanın parçası olduğumuz öğretilir. Masalsı düşünüş büyüleyicidir, eğlencelidir ve kendince yeri de vardır. Fakat çok fazlası bizi kendimizi daha mutlu ya da daha
Reklam