Gözyaşlarımı içime akıttım. Namusluların mahallesinden namussuz mahalleme doğru yürüdüm. Bazen güzel olarak gördüğün şeyler sadece dışsaldı, içi çok kötü olabiliyordu. Küçücük çocuğu ağlatan güzel apartmanlar, içlerinde canavarı barındırabiliyordu. Ya da pisliğin içinde samimi dostluklar daha sağlam yeşerebiliyordu. Böyleydi hayat, hiçbir şey göründüğü gibi değildi.
"Sizin Dünya'da insanlar," dedi Küçük Prens, "bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar."
"Bulamıyorlar," dedim.
"Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda
bulunabilir."
Tilki şaşırmış, meraklanmıştı:
"Yoksa başka bir gezegende mi?"
"Evet."
"O gezegende avcı var mıdır?"
"Yok."
"Bak bu çok ilginç. Peki, ya piliç?"
"Yok,"
"Hiçbir şey tam istendiği gibi olmuyor," dedi tilki içini çekerek.
Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909'da bir Türk gök bilimcisi. Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayı'na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte.