Ecevit, Kemalizmin sınıfsız, kaynaşmış soyut halk anlayışının yerine halkı, sınıfsal karakteri, ortak çıkarları ve demokratik talepleri olan politik bir özne olarak tanımladı. “Halk”, daha çok fikri ve bedensel emeğiyle yaşamını kazanan ve devlet yönetimine yeterince ağırlığını koyamayan insanların toplamıydı. Halk, sadece mülkiyet veya üretim araçları sahipliğine göre sınıflandırılmıyor; küçük üreticiler, esnaf, sanatkâr ve orta halli çiftçiler de halk tanımına dahil ediliyordu. Ecevit, ezen/sömüren hegemonik güçlerin dışında yer alan toplumsal kategorileri, politik gücünün kaynağı olacak kesimler olarak kodlamıştı. Halk kesimlerinin kitlesel seferberliğiyle gerçekleştirilecek olan toplumsal değişim, Demokratik Sol’un halkçı bir düzen kurma hedefiydi. Bu halkçılık anlayışı ki popülizm olarak da okunabilir. Halk artık soyut, edilgen bir kitle olarak değil irade sahibi ve etkili bir güç olarak görülüyordu. Halkın değerlerine, ihtiyaçlarına ve isteklerine dolaysız bir yaklaşım sergilenerek parti ve halk arasındaki politik bağlantı doğrudan Ecevit’in kişiliği üzerinden kurulmaya çalışılıyordu. “Halkçı Ecevit”, Türk sağının 1950’lerde Adnan Menderes ile başlayan popülist liderlik anlayışını devralmıştı.