30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri:
Cihat Yaycı'dan Yunanistan'a tatil planı yapan Türklere çağrı: "Her kuruşun siyasi ve stratejik sonuçları var" 📌Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Yunanistan'a tatil planı yapan Türk vatandaşlarına kritik bir çağrıda bulundu. 'Mesele yalnızca turizm değil' diyen Yaycı, 'Vatandaşlarımız harcadıkları her kuruşun ekonomik, siyasi ve stratejik sonuçlarını da düşünmelidir' dedi. Cihat Yaycı ayrıca Türk vatandaşlarına uygulanan kapıda vize sistemine de dikkat çekerek bu durumun karşılıklılık değil, açık bir eşitsizlik olduğunu vurguladı
Alıntı
Türk siyasetine bir yanda CHP’nin diğer yanda DP-AP çizgisindeki partilerin bulunduğu bir hasımlık egemen oldu. Demokratik düzene dayalı serbest seçimler bu karşıtlığı sürekli bir biçimde sağ-muhafazakâr partilerin lehine sonuçlandırdı. Özellikle 1961 yılındaki seçimler 27 Mayıs Darbesi’nin yok etmeye çalıştığı politik kesimi güçlü bir biçimde yeniden ortaya çıkararak CHP’nin iktidarı tekrar ele alma ve 1961 Anayasası’nın öngördüğü sosyal devlet düzenini kurma hesabını sonuçsuz bırakmıştı. Üstten müdahalelere ve dizayn çabalarına rağmen CHP iktidarı ve cumhuriyetçi otoriterlik yeniden tesis edilemiyordu. İsmet İnönü de dahil olmak üzere CHP’lileri yeni bir siyasal tutuma sevk eden etkenlerin arasında alttan alta DP-AP hegemonyasına duyulan tepki yer alıyordu. Bu noktadan itibaren Ecevit, Kemalizmin soyut idealleri yerine sınıfsal kategorileri ve toplumsal çelişkileri esas alan söylemler geliştirerek yeni bir antagonizma yaratmaya girişti. Dönemin sol hareketlerinden açık izler taşıyan bu antagonizma, sınıfsal ayrımlara ve çıkar ilişkilerine dayalı bir yaklaşımla ezen-ezilen retoriğiyle dile getirilerek iktisadi projelerle desteklenen yeni bir demokratik düzen kurmayı vaat ediyordu. Toplumsal sorunlar, laik-dindar ya da modern-gelenekçi karşılığında değil, egemen-halk ya da “düzen” taraftarları ve düzen karşıtları üzerinden yorumlanıyordu.
Alıntı
Ecevit, Kemalizmin sınıfsız, kaynaşmış soyut halk anlayışının yerine halkı, sınıfsal karakteri, ortak çıkarları ve demokratik talepleri olan politik bir özne olarak tanımladı. “Halk”, daha çok fikri ve bedensel emeğiyle yaşamını kazanan ve devlet yönetimine yeterince ağırlığını koyamayan insanların toplamıydı. Halk, sadece mülkiyet veya üretim araçları sahipliğine göre sınıflandırılmıyor; küçük üreticiler, esnaf, sanatkâr ve orta halli çiftçiler de halk tanımına dahil ediliyordu. Ecevit, ezen/sömüren hegemonik güçlerin dışında yer alan toplumsal kategorileri, politik gücünün kaynağı olacak kesimler olarak kodlamıştı. Halk kesimlerinin kitlesel seferberliğiyle gerçekleştirilecek olan toplumsal değişim, Demokratik Sol’un halkçı bir düzen kurma hedefiydi. Bu halkçılık anlayışı ki popülizm olarak da okunabilir. Halk artık soyut, edilgen bir kitle olarak değil irade sahibi ve etkili bir güç olarak görülüyordu. Halkın değerlerine, ihtiyaçlarına ve isteklerine dolaysız bir yaklaşım sergilenerek parti ve halk arasındaki politik bağlantı doğrudan Ecevit’in kişiliği üzerinden kurulmaya çalışılıyordu. “Halkçı Ecevit”, Türk sağının 1950’lerde Adnan Menderes ile başlayan popülist liderlik anlayışını devralmıştı.
Alıntı
İzmir'de Yunan İşgali
Gazeteci Hasan Tahsin'in Yunan alayının sancaktarını vurmasıyla birlikte iki gündür barut fıçısına dönen şehir âdeta infilak eder. Süngülü Yunan askerleri, başta 17. Kolordu Karargahı'ndaki Türk subaylar olmak üzere, 1000'e yakın Türk'ü katlederler. İzmir'in böylesine kanlı bir şekilde işgali tüm yurtta büyük bir infiale sebep olur. Buna rağmen Yunanlar durmaz ve 26 Mayıs'ta Manisa'yı, 27 Mayıs'ta da Aydın'ı da işgal ederler. Böylece mütareke uygulamalarına karşı siyasi çözüm arayışları sona ermiş, istiklal için silahlı mücadele dönemi başlamış olur.
Alıntı