Algan Sezgintüredi

Algan Sezgintüredi

YazarÇevirmenEditör
7.1/10
3.052 Kişi
·
8.607
Okunma
·
26
Beğeni
·
3072
Gösterim
Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
Tarih, tekerrürden ibarettir hesabı, hayat, ayrıntıları farklı olsa bile sürekli benzer şeylerle karşı karşıya bırakır insanı.
Alt ve üst katlardan gelen seslerin artışı, 'olay yerine' doluşacak insan sayısının, haliyle istenmedik durum olasılığının iyice çoğalacağına işaret ediyordu.
Uçmayı tamı tamına anlatabilmek için, kuş olmak lazımdır. Öyle uçağa, planöre binmekle, dağdan bayırdan paraşütle atlamakla anlatılmazmış uçmak.
Algan Sezgintüredi
Sayfa 19 - april yayınları
Otuz beşime ; yani şairin dediği gibi, yolun yarısına gelmiştim; hayatta onlardan ve zırt pırt değiştirdiğim işlerde açıla kapana kendini şaşırmış sosyal sigortamdan baska hiçbir güvencem yoktu...
384 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Adam Fawer bildiğiniz gibi Empati ve Olasılıksız isimli, okuyan herkesi büyüleyen iki romanın yazarı. Bizim caanım Türk okurları da Olasılıksız ve Empati'yi okuyup raflarda Adam Fawer'in yeni kitabını görünce tezgaha balıklama dalıp kitabı almışlar ve oflaya puflaya okumuşlar. Tabii hepsi değil ama kitabı okuyanların çoğu "bu ne be!" demiş. Kim başlattı bilmiyorum ama instagram başta olmak üzere (ki bu sitede de var) bu kitabı gömme kampanyası başlatılmış. Biri çocuk kitabı demiş. Diğeri bu romanı yazara yakıştıramamış. Başka biri yazar bu romanı başkasına yazdırmış diye söyleniyor. Hatta yazar kitabı tuvalette yazmış galiba diyen bir okur bile gördüm. Pardon, okur dedim. Beğenmezler orası ayrı ama bir yazarı aşağılar derecede yorum yapan insanlara okur demek doğru değil sonuçta. Neyse.
Bu kitabı gömme kampanyası başlatan güruhun yanında, kitabı savunan bir azınlık var. Ama sadece yazar kitabı çocuklarına yazmış diyorlar. Yaa bitanecik okurlar, yazar kitabı çocuklarıma mı yazdım demiş? Sadece çocuklarına ithaf etmiş. Ölen babasına kitap ithaf eden adamlar o kitabı babaları okusun diye mi yazıyorlar? Madem savunuyorsun, doğru bir bilgiyle savun. Zaten başımıza ne geldiyse doğruyu yanlış savunan insanlardan gelmedi mi?

Biraz kitabın içeriğinden bahsedelim:
(Sürpriz bozan gibi görünebilir bu paragrafta anlatılanlar ama kitabın tadını kaçıracağını düşünmüyorum. Yinede çok hassas okurlar bu paragrafı okumadan geçebilir.)
Teyzesinden sürekli dayak yiyen, 12 yaşında bir kız Dorothy. Onun sıradan hayatını okurken tabii bir sıkılma geliyor ki, bu sadece 30 sayfa sürüyor. 30 sayfa, yani zavallı Dorothy ölene kadar..
Yeşil bir hortum geliyor ve Dorothy gözlerini başka bir dünyada açıyor.
Evet, Oz diyarında.
Burada cadılar, psikopat minişler, kaplanayılar, ucûbiler ve daha neler neler var. Burada karanlık aydınlık, aydınlıksa karanlık..
Nereden geldiğini hatırlayamayan Dorothy, kendini buraya ait hissetmiyor ve başlıyor yolculuk.
Önce korkuluk Seemore, sonra robot çocuk Jak ve en son aslan Libby ile dost oluyor Dorothy.
Bundan sonra ise başlıyor asıl büyük macera. Güçlü bir cadı ve yüzlerce ucûbi ile hiçbir silahı olmadan savaşmak zorunda kalan Dorothy, nasıl kurtulacak dersiniz?

Kitabın sonu, gidişatı ve olaylar hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Okurken hop oturup hop kalkmam bir yana, bazı yerlerde hayretten ağzım açık kaldı, bazı yerlerde de gülmekten kendimi alamadım.
Yazar diğer kitaplarında gösterdiği zekayı bu kitapta da göstermiş. Kendisine sevgim bir kat daha arttı. ^^

Kitap çocuk kitabı diyenlere inanmayın. Çünkü çocukların korkmasına sebep olacak şeyler mevcut kitapta. Hatta rahatlıkla bu kitabı çocuklar sakın okumasın diyorum.

Yazarın tanıtımı gerek sosyal medyada gerek dış dünyada fazla şişirilerek yapılmış. Bu kadar şişirme kitap için çok fazla ve ve beklentiyi iyice büyüttüğü için okuyan okurları hayal kırıklığına uğratıyor. Bu yüzden bu kitaptan mükemmel bir hikaye beklemeyin.

Ben bir yazarın birden fazla kitabını okuyorsam, genelde onu diğer kitaplarına göre eleştirmem. Çünkü her kitap farklı bir zamanda, farklı bir ruh haliyle ve farklı bir gözle yazılır.
İşte bu yüzden, yazarın diğer kitaplarına bakıp bu kitabını e-leş-tir-me-yin!
Ha birde, hiçbir kitaba büyük bir beklentiyle başlamayın. İnsanlar gibi kitaplar da kusursuz değildir..

Sonradan ekleme kısım:
Ben bu kitabı 10 tl ye aldım. Çünkü 25 tl ye alınabilecek bir kitap değil. Mükemmel ötesi bir kitap da değil. İncelememin hiçbir yerinde kitap hakkında bir şişirme yok. Bu kitap mükemmel kesin okuyun demedim. Kitabı beğenmeyenlere hiçbir şekilde laf atmadım. Sadece kitabı aşağılar derecede yorum yapanlara sitem ettim. Ve incelememin hiçbir yerinde "Bu kitap çok güzel. Sadece ben bilirim siz ne anlarsınız?" gibi bir şey ima etmedim.
Lütfen bu kitabı benim incelememe dayanarak okumayın. Ben kitabı sevdim. Siz sevmeyin. Bana kalsın.

Keyifli okumalar dilerim..
200 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Evet okudum :D Okudum ve çok sevdim. Yine bir kitap alışverişiydi. Ve gözlerim bu enteresan kitaba takılıverdi. Kitabın adı zaten beni benden aldı o an :) Hemen siteye girip okuyanlara, yorumlara baktım önce. Sonra sayfaları karıştırdım ve neden olmasın dedim. Neden felsefeyi bir de böyle okumayayım ki...

Öncelikle beklentilerinizi düşük tutmayın dostlarım. Çünkü Harvard'lı iki felsefe profesörü harika bir iş çıkarmış. Felsefenin aynı fıkralar gibi dünyamıza yeni bakış açısı getirdiğini ve "tıpkı mizah gibi aklımızı gıdıkladığını" farketmişler. Ve bu sayede ortaya "felsefespri" adını verdikleri bir tür çıkmış. Felsefespri; yani felsefeyi mizah yoluyla anlamak. Öyle şey olur mu demeyin, oluyormuş. Denedim, gördüm :)

Kitabın içeriğinden biraz bahsedelim. Metafizik, Tümevarım, Stoacılık, Koşulsuz Buyruk, Altın Kural ve daha fazlasını bulmanız mümkün kitapta. Ama tek farkla... Her bölümde sizi bir konu ve her konuyu daha iyi kavramak için bir fıkra bekliyor. Her fıkra arasında da konuyla ilgili açıklamalar buluyorsunuz. Bu da hem okuma hevesini arttırıyor hem de anlama kolaylığı sağlıyor.
Tümevarımlı Mantık örneği ile neden bahsettiğimi anlayacaksınız. Önce yazarlar biraz konudan bahsetmiş ve sonra daha iyi anlaşılması adına bir fıkra ile perçinlemiş anlatımı. İşte o fıkra;

Holmes, Watson’la birlikte kamp yapmaktadır. Gecenin geç bir saatinde Holmes uyanır ve Dr. Watson’ı dürter. "Watson," der, "göğe bak ve bana ne gördüğünü söyle."
"Milyonlarca yıldız görüyorum, Holmes," der Watson.
"Peki, bundan ne sonuca varıyorsun, Watson?"
Watson biraz düşünür, sonunda, "Şey," der, "astronomik açıdan milyonlarca galaksi ve muhtemelen milyarlarca gezegen bulunduğu sonucuna varıyorum. Astrolojik açıdan Satürn’ün Aslan burcuna girdiğini görüyorum. Zamansal açıdan saatin yaklaşık üçü çeyrek geçtiğini kestirebiliyorum. Meteorolojik açıdan yarının harika geçeceğini düşünüyorum. Teolojik açıdansa Tanrı’nın her şeye gücünün yettiğini ve bizim minnacık olduğumuzu çıkarabiliyorum. E, peki sen ne sonuca vardın, Holmes?"
"Birisi çadırımızı çalmış, dostum."

İşte Tümevarımlı Mantık...
Tıpkı bunun gibi birçok konuyla fıkrayı bağdaştıran, hem güldüren hem de gerçekten öğreten bir kitaptı. Felsefe okumaktan korkanlara, sıkılıp okumayı bırakanlara, ah keşke daha zevkli olsaydı tüm bu terimler diyenlere kesinlikle tavsiyemdir :) Yazarların ikinci kitabı olan "Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu..." da yine ilginç bir isme ve konuya sahip. Sıra ona da gelecek :)
312 syf.
·6 günde·8/10
ÖLMEDEN ÖNCE OKUMANIZ GEREKEN 1001 KİTAPTAN BİRİ

4 5 ay önce 2 cücem ve eşimle birlikte Ukrayna'ya gittik, Kiev'e. Türklerin yoğun olarak tatile geldiği, kültürel olarak (!) faydalandığı bir şehir. Öyle ki, yoğun bir şekilde ırkdaşımızla karşılaştığımız barlar bölgesine akşamın geç, geceninse erken bir vakti gidip (tabii ki çocuklarla) meydanın girişinde bekleyen deri uzun çizmeli, 40 cm topuklu, kırbaçlı, fileli, davetkar karşılayıcının biz hariç herkese neden mekan reklam metinlerinden verdiğini sorgulayan halimiz anlatılmaya değer bizim arkadaş toplantılarında.

Bu zamana kadar gittiğim, gördüğüm en güzel, dokunaklı örneklerinden biri olan 'İkinci Dünya Savaşı' temalı bir müzeye ev sahipliği yapıyor Kiev. Emekli turcuların rotasında olan bir yer gözlemlediğim kadarıyla, zira sadece genç bir çift olarak biz vardık. Savaşta bulunmuş mektuplar, fotoğraflar, kişisel eşyalar iç düzeni muazzam bir şekilde olan bina hem belge arayanların, hem bilgilenmek isteyenlerin hizmetinde. Tabii ki milliyetçilik kisvesi altında.

Almanya'nın Yahudi katliamını Ukrayna'da sürdürdüğü bir gerçek fakat, Yahudilerin savaşın ilk başlarında Ukraynalıları tercih etmemeleri ve ikisini aynı kefeye koymaları sarsıcı bir bilgi oldu benim için. Burada toplama kamplarının yanısıra sinagogların ateşe verilmesini, insanların Tevrat'a tükürüp, birbirlerini ihbar etmesini sağlayan aşağılık zihinlere sahip, dünyadan defolup gitmesi gereken yaratıklar var.

Kitap Ukrayna Odessa'ya gelen 20 yaşındaki Amerikalı kahraman Jonathan Safran Foer'in (kitabın yazarı) Yahudi ailesinin izini sürmek için geldiği ve yaşıtı Ukraynalı bir çocuk ( kendi cümleleriyle: Kendimle ve diğer insanlarla bir sürü iyi şey yaparım ama bunların hepsi sıradandır. Zencilere hastayımdır; özellikle Michael Jackson'a. Odessa'daki şöhretli gece kulüplerinde bol nakit saçmaya hastayımdır. Lamborcini Kontaklara taparım, müthiştirler. Kapuçinolar da öyledir. Hiç bıkmadan çeşitli şekillerde benle cinsel takılmak isteyen çok kız vardır. Neden çok kız benle olmak ister söyleyeyim: çünkü ben beraber olunacak çok kalite biriyimdir.), kör olduğunu düşünen ama arabanın şoförü olan dedesi ve yol gösterici görevi bulunan köpekleriyle yaptığı önce komik, sonra hüzünlü, zeka dolu hikayesi.

Gerçeği bulma peşinde, bir fotoğrafın izinde, sırların gün yüzüne çıkmayı beklediği, geçmişle ve aileyle hesaplaşmaların başrolü oynadığı, boğaz düğümleyen, yeri gelince masalsı yeri gelince en gerçekten daha gerçek, çarpıcı bir roman. İki ileri bir geri zamanda kaybolarak okunuyor. Çok çok etkileyici.

Son bir not olarak bırakayım buraya, fazlaca hassas bir bünyeniz varsa cinsel göndermelerin araya bolca serpiştirdiği bir tarzı var 22 yaşında Princeton Üniversitesi'nde dönem ödevi olarak bu kitabı hazırlayan yazarın.
200 syf.
Felsefeye giriş düzeyinde, oldukça keyifle okunacak ve felsefeyi sevdirecek bir kitap. Birçok felsefi akım ve kuramlar hakkında oldukça öz ve akılda kalıcı bilgiler veriyor. Bununla birlikte tüm bilgiler çok sayıda güzel fıkra ile pekiştiriliyor.

İçerdiği felsefe konuları metafizik, özcülük, akılcılık, özgür irade ve belirlenimcilik, süreç felsefesi; mantık, çelişmezlik yasası, tümevarım, tümdengelim, analoji, Zenon paradoksu; epistemoloji, deneycilik, bilimsel yöntem, Alman idealizmi, matematik felsefesi, pragmatizm, fenomenoloji; etik, Platoncu erdem, Stoacılık, yararcılık, güç istenci, duyguculuk; din felsefesi; varoluşçuluk; dil felsefesi; toplum ve siyaset felsefesi, feminizm, ekonomi felsefesi, hukuk felsefesi; görelilik; metafelsefe.

Oldukça akıcı ve kolay okunabilir bir kitap. Özellikle fıkralar okurken güzel vakit geçirmenize yardımcı olacak. Giriş düzeyinde felsefe bilgisi edinmek isteyenler veya felsefe üzerine keyifli bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim.
İyi okumalar.
320 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Çünkü bu, bin kere ölmeye benziyor..

Uyuşturucu krizlerinden kabuslara, çarpık ilişkilere, çürümüş şehirlerin arka sokaklarındakilere, ahmak haplarını kullananlara, satanlara kadar hepsi kimliksiz, belirsiz, gölge insanlar..

Morfin, şizofreni, katatoni, düzeltilemez sinirsel hasarlar, krizler, nöbetler, eşcinsellik hatta koprofaji..

Dibine kadar kötü, iğrenç, kokuşmuş..

Tüyler ürperten birbirinden çirkin manzaraları, betimlemeleri, insanın ruhuna mıh çakan kelimeleri, ciddi anlamda, okurken gözü yakan satırlarıyla tahayyüleniz ne kadar genişlerse genişlesin içine sığması mümkün olmayan satırlar bunlar.

Zihninizin mütemadiyen parçalandığını ve sonra yeniden bütünleşip tekrar tekrar ve tekrar çatladığını hissediyorsunuz.

Bundan daha kötü, daha dipte nasıl olunur, o dipsiz kuyudan kaleme alınanlar nasıl okunur bilmiyorum.
Buna rağmen tuhaf bir şekilde vicdan tetikleyen bir tarafı var. Belki de vicdan diye düşündüğüm şey, içimde gelişen ve direnen reddetme mekanizması.

Ahlak temasını tamamen yıkıp un ufak ediyor. O kadar sıradışı ki, yer yer anlayamayacağınızı düşünüyorsunuz.

Aslında şöyle; en önemli ayrıntı, belki de yazarın hayat hikayesinde gizli. O hikayeden arındırılıp okunması çok zor.

William Burroughs
Amerikalı roman ve deneme yazarı.
Genç yaşta uyuşturucuya başlamış hatta bir ara uyuşturucu alabilmek için daktilosunu satmak zorunda kalmış olan Burroughs, bağımlılık konusunda oldukça derinleşmiş.

Aslında onun yazarlık seruvenini, William Tell oyunu oynarken karısının beynini parçalaması zirveye taşıyor. Bu öyle bir boğuşma içerisinde bırakıyor ki onu, tek kurtuluş olarak kelimelere tutunuyor.

Müzik dünyasında da derin izler bırakmış. Kendisi Punk 'ın büyükbabası olarak anılıyor. Ayrıca heavy metal terimini ilk kullanan da o olmuş.

83 yaşında kalp krizinden ölüyor. Günlüğüne düşen son notu, inanılmaz derecede etkileyici.
" Sevgi.
Bu nedir?
Acının en doğal tedavisi.."

Gelelim Beat kuşağına.
Tanımsal olarak şöyle;
" Beat kuşağı genel olarak Jack Kerouac, Allen Ginsberg ve William Burroughs merkezinde olmak üzere edebiyatla ilgilenen ve Amerika 'nın dört bir yanında geniş arkadaş grupları oluşturarak sınır deneyime çok farklı araçlarla yaklaşan topluluğu tanımlamak için kullanılır. "

Bir grup öğrencinin otostopla dolaşarak bir araya getirdiği muhalif kitleyle başlıyor esasında. Sonra bu grup underground kültürün bel kemiğini oluşturuyor.
İnsanın sınırlarının ötesine geçebildiği bir hareket, bir protest hareket olarak şekilleniyor.

Yıkılan tabuların içerisinde başta cinsellik geliyor. Sonra bu yıkılıştan nasibini alanlar, geleneksel yaşam ve aile kavramı.

Geneli sansürlenen eserler yazıyorlar. Aidiyetsiz, mülkiyetsiz, kuralsızlar.

Burroughs 'a dönecek olursak,
"..her türün asli virüsü, o türün bozulmuş imgesidir."diyerek insan virüsü adında bir kavram oluşturuyor.
Bu kısım fazlasıyla düşündürücü. Bozuk insan imgesi, yoksulluk, savaş, delilik, bağımlılık gibi pek çok konuda açılımlar yaparak derinleşiyor.
Almış olduğu antropoloji ve tıp eğitimi, yazı diline bire bir yansımış. Sayısız tıbbi terim, kavram ve hastalık isimlerine rastlamak mümkün.

"Çıplak şölen, okurdan sessizlik talep etmektedir. " diyor.
Zaten bu yazılanlar karşısında şaşkın ve sessiz kalmaktan ve tuhaf bir kötü duygular fırtınasının ortasında savrulmaktan başka bir şey düşmüyor okura bence. En azından ben, bunu fazlasıyla yaşadım.

Bir nevi notlar şeklinde düşünülebilecek bu eseri yazarken, "..yazdığıma dair net anılara sahip değilim.." şeklinde bir beyanı var. Bu ifade, yazılanları biraz daha anlaşılır olmaya yaklaştırıyor.

Tehditkâr görüntüler, paronayak düşünceler, krizler, çakmadan sonra yaşananlar, patlayan, kaybolan damarlar..

Aslında bu kitaba şöyle bakmak lazım; bağımlılık bir tür sağlık sorunudur ve bütün bu okuyacaklarınız; sıradışı, hoyrat, gaddar, iğrenç, müstehcen ve tiksindirici şeyler, yaşanılan cehennemin sadece bir parçasıdır. Bazen uzak kalabilmek için de tanımak gerekir..

Mutlaka okuyun..
192 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
#spoiler#
Farklı bir yazım türü okumak isterseniz "tam da doğru yerdesiniz"..bütün bu "falan-filan" lar aslında anlatacak çok şeyim var ama "daha sonra "der gibi bir izlenim bıraktı bende :) ..zekice yazılmış farklı bir savas kitabı diyebiliriz "Mezbaha No5'e"
Her ne kadar bilim kurgu etiketi ile anılsada, bence "öyle değil " zamandaki sıçramalar olarak bahsetti bölümler bana göre yazarın psikolojisinden kaynaklı... bir nevi savaş anılarına (belkide istemeyerek)dönüşümler yaşaması ve başka zamanlar başka galaksiler icad ederek bu anılardan kaçmaya çalışması. .Ölümü inkar edişi de ölüme tanıklık etmesinden kaynaklanıyor, bu boyutta ölebiliriz, fakat zamanın bir çok noktasında yaşamaya devam etmekteyiz ,fikrini benimsemeside bence bir yok olma duygusundan kaçış.
Dresden bombardımanı ile ilgili hiç bir şey okumadım, eğer gerçekten yaşanmış ve bir insan olarak hatta bir SAVAŞ esiri olarak sizde buna şahitlik etmiş iseniz ..başka bir dünyada ,başka bir zamanda olmayı hayal etmeniz hatta olduğunuzu zannetmeniz ve hatta böyle bir düşünceyi icat etmeniz -doğal -

Ne zamandır listemde olan fakat bir türlü okuma fırsatı bulamadığım Kurt VONNEGUT. ..başka bir beyin ve bambaşka kelimelerle savaşı anlatmış. .Kısa, büyük harfli ,incecik bir kitap farklı bir adamla tanışmak için "okuyunuz"

-Barışla kalın -
384 syf.
·7 günde·6/10
Yıllar sonra beklenen kitap geldi. Rafta kitabın üzerinde Adam Fawer yazısını görünce kalbim hızla çarpmaya başladı ve arkasını bile okumadan satın aldım.
Yazar bu kitabında diğerlerinden farklı olarak fantastik bir dünya üzerinden ilerlemiş. Ben Olasılıksız kitabının yazarından böyle bir kitap asla beklemezdim. Sert eleştiri yapmaya içim el vermiyor ama maalesef tamamen hayal kırıklığına uğradım. Konuyu okuyunca ilginç gelmişti. Bir an önce okumak istemiştim ama okumaya başlayınca artık çoğu yerde gülmeye başladım yok artık diye. Kesinlikle böyle basit bir kitap beklemiyordum. Beklentim uçuk değildi ama yine de kaliteli bir şeyler olacağına güveniyordum. Hele kitabın bazı yerlerinde araya girip okuyucuya seslenmesi çok gülünç geldi. Bence kitap çocuklara daha çok hitap ediyor. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
384 syf.
·Beğendi·7/10
Adam Fawer'ın önsözünde biz Türklerin kendisine olan hayranlığını belirterek içimizden "as bayraklari" dedirten romanı. İsminden de anlaşılacağı üzere, Oz büyücüsünün güzel öyküsünü kendi yorumuyla anlatıyor. Ve oldukça da başarılı. Ancak Empati'yi de okumuş biri olarak, kitabı okurken bir fark bekliyordum, gerek üslup gerek kurgu olarak. Büyük bir farklılık yoktu, sıkılmadan okunabilecek güzel bir roman.

Ancak Olasılıksız ve Empati'yi okuduktan sonra çıtayı Everest'e taşıyan yazarımızın bu kitabından aynı tadı alamayacağınızı düşünüyorum. Yani beklentilerinizi fazla yüksek tutmadan okursanız çok severek okursunuz.

Kısacası, klasik bir roman olarak güzel ancak Adam Fawer için orta düzeyde bir roman.
200 syf.
·5 günde
Merhaba. Hayırlı sahurlar. Yine uyumaya yakın ve sadece tek gözüm açıkken inceleme yazmaya karar verdim. Kitaba tesadüfen rast geldikten sonra birkaç alıntı okuyup merak etmiştim. Felsefenin ana konularını ihtiva eden kavramları hem giriş düzeyinde hem de işi mizaha dökerek anlattığı iddia ediliyordu ki gerçekten öyleymiş. İlk defa bir felsefe giriş kitabını okurken böyle zevk aldım diyebilirim. Kitapta yer alan temel konular arasında din felsefesi, etik, mantık, görelelik, toplum ve siyaset felsefesi gibi kısımlar özellikle dikkat çekici oldu benim için. Felsefe okumadan evvel benim üzerine düşündüğüm ama adını koyamadığım şeylerin bir ana kavram altında toplanması ve filozofların çeşitli görüşlerini de orada işlemesi çok hoşuma giden bir durum olurdu. Bu kitapta pek yok aslında bu ama genel anlamda felsefenin en güzel kısmı bu bana göre. Bu kitap temel kavramları örneklerle açıkladığı için genelde bir iki görüş bildirmiş konular hakkında. Ama giriş düzeyinde olanlara yeterli diye düşünüyorum. Konunun ana fikri ve o konuya filozofların nasıl yaklaşmış olabildiğine dair az çok bir şeyler söyleyebilir hale geliyorsunuz okudukça. Ben alanın cahili olarak okurken hem güldüm hem de bilgilendim ilgilisine tavsiye ediyorum.

Kitabın epub hali var isteyene atabilirim.
248 syf.
·16 günde·7/10
Ölüler sır saklar mı? Saklar elbet, hem de bal gibi saklar.

Çok fazla değil 1900'lü yılların ortasına gidelim. O zamanlar bırakın farklı gruptan insan kanını, hayvan kanı ile insan kanı arasındaki fark bile çözülemiyor, DNA'nın ne olduğu dahi bulunamamış, zehirle ölen bir kişinin nasıl öldüğü tespit edilemiyor durumdaydı. Bu sebepler dolayısıyla da ölüler sır saklıyorlardı. Aslında saklamıyorlardı da, yaşayan insanlar onların dilini henüz çözememişlerdi.

Bu bilgileri nerden biliyorsun derseniz; cevabım ve kaynağım elbet bu kitap olacak. Kitapta adli bilimler tarihi, yaşanmış olaylardan örneklerle, gerçek cinayet olaylarıyla anlatılmış. Doğrusu bu gelişim sürecini okurken insan yaşadığı dönem için şükretmiyor değil. Suçun aydınlatılmasında ve adaletin sağlanmasında birçok yardımcı unsur günümüzde mevcut: Parmak izi, DNA, kan analizi, kameralar, balistik incelemeler ve bu konuda uzmanlaşmış ekipler... Buna rağmen aydınlatılamayan birçok faili meçhul olay, adaletin sağlanamadığı durumlar, iftiraya kurban giden masum insanlar...

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, çözemeyeceği nadir şeylerden biri: İnsan kalbinin şeytani tarafı... Teknoloji geliştikçe, onları alt edecek kötülük sistemlerini de beraberinde yaratıyor insanoğlu. "Adlî bilimler tarihini incelerken insan doğasının karanlık yüzüyle karşılaşmamız kaçınılmazdı. Zalimane suçlara bakıp inanamayarak kendi kendimize "Bir insan nasıl böyle bir şey yapabilir?" deriz" (Sayfa 237)

Ölüler Sır Saklamaz; hem cinayet ve adli bilimler tarihini öğrenmek, hem de insanoğlunun kötülük buhranını iyice fark etmek için ideal bir seçim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 8.607 okur okudu.
  • 269 okur okuyor.
  • 5.318 okur okuyacak.
  • 443 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları