Algan Sezgintüredi

Algan Sezgintüredi

YazarÇevirmen
6.9/10
1.259 Kişi
·
2.932
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.756
Gösterim
Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
Alt ve üst katlardan gelen seslerin artışı, 'olay yerine' doluşacak insan sayısının, haliyle istenmedik durum olasılığının iyice çoğalacağına işaret ediyordu.
Otuz beşime ; yani şairin dediği gibi, yolun yarısına gelmiştim; hayatta onlardan ve zırt pırt değiştirdiğim işlerde açıla kapana kendini şaşırmış sosyal sigortamdan baska hiçbir güvencem yoktu...
...dolunay konusunda en ilgimi çeken şey, tam da bana yakışacak şekilde, kurtadam hikâyeleriyle Heybeli'de her gece mehtaba çıkılmasını anlatan şarkıdır, o kadar.
Sokakta kartopu oynarken öldürülmek bir kâbus olmalı Doktor Bey. Uyanamadığım ürkütücü bir rüya, zihnimin kaldıramadığı bir karabasan.
Adam Fawer bildiğiniz gibi Empati ve Olasılıksız isimli, okuyan herkesi büyüleyen iki romanın yazarı. Bizim caanım Türk okurları da Olasılıksız ve Empati'yi okuyup raflarda Adam Fawer'in yeni kitabını görünce tezgaha balıklama dalıp kitabı almışlar ve oflaya puflaya okumuşlar. Tabii hepsi değil ama kitabı okuyanların çoğu "bu ne be!" demiş. Kim başlattı bilmiyorum ama instagram başta olmak üzere (ki bu sitede de var) bu kitabı gömme kampanyası başlatılmış. Biri çocuk kitabı demiş. Diğeri bu romanı yazara yakıştıramamış. Başka biri yazar bu romanı başkasına yazdırmış diye söyleniyor. Hatta yazar kitabı tuvalette yazmış galiba diyen bir okur bile gördüm. Pardon, okur dedim. Beğenmezler orası ayrı ama bir yazarı aşağılar derecede yorum yapan insanlara okur demek doğru değil sonuçta. Neyse.
Bu kitabı gömme kampanyası başlatan güruhun yanında, kitabı savunan bir azınlık var. Ama sadece yazar kitabı çocuklarına yazmış diyorlar. Yaa bitanecik okurlar, yazar kitabı çocuklarıma mı yazdım demiş? Sadece çocuklarına ithaf etmiş. Ölen babasına kitap ithaf eden adamlar o kitabı babaları okusun diye mi yazıyorlar? Madem savunuyorsun, doğru bir bilgiyle savun. Zaten başımıza ne geldiyse doğruyu yanlış savunan insanlardan gelmedi mi?

Biraz kitabın içeriğinden bahsedelim:
(Sürpriz bozan gibi görünebilir bu paragrafta anlatılanlar ama kitabın tadını kaçıracağını düşünmüyorum. Yinede çok hassas okurlar bu paragrafı okumadan geçebilir.)
Teyzesinden sürekli dayak yiyen, 12 yaşında bir kız Dorothy. Onun sıradan hayatını okurken tabii bir sıkılma geliyor ki, bu sadece 30 sayfa sürüyor. 30 sayfa, yani zavallı Dorothy ölene kadar..
Yeşil bir hortum geliyor ve Dorothy gözlerini başka bir dünyada açıyor.
Evet, Oz diyarında.
Burada cadılar, psikopat minişler, kaplanayılar, ucûbiler ve daha neler neler var. Burada karanlık aydınlık, aydınlıksa karanlık..
Nereden geldiğini hatırlayamayan Dorothy, kendini buraya ait hissetmiyor ve başlıyor yolculuk.
Önce korkuluk Seemore, sonra robot çocuk Jak ve en son aslan Libby ile dost oluyor Dorothy.
Bundan sonra ise başlıyor asıl büyük macera. Güçlü bir cadı ve yüzlerce ucûbi ile hiçbir silahı olmadan savaşmak zorunda kalan Dorothy, nasıl kurtulacak dersiniz?

Kitabın sonu, gidişatı ve olaylar hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Okurken hop oturup hop kalkmam bir yana, bazı yerlerde hayretten ağzım açık kaldı, bazı yerlerde de gülmekten kendimi alamadım.
Yazar diğer kitaplarında gösterdiği zekayı bu kitapta da göstermiş. Kendisine sevgim bir kat daha arttı. ^^

Kitap çocuk kitabı diyenlere inanmayın. Çünkü çocukların korkmasına sebep olacak şeyler mevcut kitapta. Hatta rahatlıkla bu kitabı çocuklar sakın okumasın diyorum.

Yazarın tanıtımı gerek sosyal medyada gerek dış dünyada fazla şişirilerek yapılmış. Bu kadar şişirme kitap için çok fazla ve ve beklentiyi iyice büyüttüğü için okuyan okurları hayal kırıklığına uğratıyor. Bu yüzden bu kitaptan mükemmel bir hikaye beklemeyin.

Ben bir yazarın birden fazla kitabını okuyorsam, genelde onu diğer kitaplarına göre eleştirmem. Çünkü her kitap farklı bir zamanda, farklı bir ruh haliyle ve farklı bir gözle yazılır.
İşte bu yüzden, yazarın diğer kitaplarına bakıp bu kitabını e-leş-tir-me-yin!
Ha birde, hiçbir kitaba büyük bir beklentiyle başlamayın. İnsanlar gibi kitaplar da kusursuz değildir..

Sonradan ekleme kısım:
Ben bu kitabı 10 tl ye aldım. Çünkü 25 tl ye alınabilecek bir kitap değil. Mükemmel ötesi bir kitap da değil. İncelememin hiçbir yerinde kitap hakkında bir şişirme yok. Bu kitap mükemmel kesin okuyun demedim. Kitabı beğenmeyenlere hiçbir şekilde laf atmadım. Sadece kitabı aşağılar derecede yorum yapanlara sitem ettim. Ve incelememin hiçbir yerinde "Bu kitap çok güzel. Sadece ben bilirim siz ne anlarsınız?" gibi bir şey ima etmedim.
Lütfen bu kitabı benim incelememe dayanarak okumayın. Ben kitabı sevdim. Siz sevmeyin. Bana kalsın.

Keyifli okumalar dilerim..
Ölüler sır saklar mı? Saklar elbet, hem de bal gibi saklar.

Çok fazla değil 1900'lü yılların ortasına gidelim. O zamanlar bırakın farklı gruptan insan kanını, hayvan kanı ile insan kanı arasındaki fark bile çözülemiyor, DNA'nın ne olduğu dahi bulunamamış, zehirle ölen bir kişinin nasıl öldüğü tespit edilemiyor durumdaydı. Bu sebepler dolayısıyla da ölüler sır saklıyorlardı. Aslında saklamıyorlardı da, yaşayan insanlar onların dilini henüz çözememişlerdi.

Bu bilgileri nerden biliyorsun derseniz; cevabım ve kaynağım elbet bu kitap olacak. Kitapta adli bilimler tarihi, yaşanmış olaylardan örneklerle, gerçek cinayet olaylarıyla anlatılmış. Doğrusu bu gelişim sürecini okurken insan yaşadığı dönem için şükretmiyor değil. Suçun aydınlatılmasında ve adaletin sağlanmasında birçok yardımcı unsur günümüzde mevcut: Parmak izi, DNA, kan analizi, kameralar, balistik incelemeler ve bu konuda uzmanlaşmış ekipler... Buna rağmen aydınlatılamayan birçok faili meçhul olay, adaletin sağlanamadığı durumlar, iftiraya kurban giden masum insanlar...

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, çözemeyeceği nadir şeylerden biri: İnsan kalbinin şeytani tarafı... Teknoloji geliştikçe, onları alt edecek kötülük sistemlerini de beraberinde yaratıyor insanoğlu. "Adlî bilimler tarihini incelerken insan doğasının karanlık yüzüyle karşılaşmamız kaçınılmazdı. Zalimane suçlara bakıp inanamayarak kendi kendimize "Bir insan nasıl böyle bir şey yapabilir?" deriz" (Sayfa 237)

Ölüler Sır Saklamaz; hem cinayet ve adli bilimler tarihini öğrenmek, hem de insanoğlunun kötülük buhranını iyice fark etmek için ideal bir seçim...
ÖLMEDEN ÖNCE OKUMANIZ GEREKEN 1001 KİTAPTAN BİRİ

4 5 ay önce 2 cücem ve eşimle birlikte Ukrayna'ya gittik, Kiev'e. Türklerin yoğun olarak tatile geldiği, kültürel olarak (!) faydalandığı bir şehir. Öyle ki, yoğun bir şekilde ırkdaşımızla karşılaştığımız barlar bölgesine akşamın geç, geceninse erken bir vakti gidip (tabii ki çocuklarla) meydanın girişinde bekleyen deri uzun çizmeli, 40 cm topuklu, kırbaçlı, fileli, davetkar karşılayıcının biz hariç herkese neden mekan reklam metinlerinden verdiğini sorgulayan halimiz anlatılmaya değer bizim arkadaş toplantılarında.

Bu zamana kadar gittiğim, gördüğüm en güzel, dokunaklı örneklerinden biri olan 'İkinci Dünya Savaşı' temalı bir müzeye ev sahipliği yapıyor Kiev. Emekli turcuların rotasında olan bir yer gözlemlediğim kadarıyla, zira sadece genç bir çift olarak biz vardık. Savaşta bulunmuş mektuplar, fotoğraflar, kişisel eşyalar iç düzeni muazzam bir şekilde olan bina hem belge arayanların, hem bilgilenmek isteyenlerin hizmetinde. Tabii ki milliyetçilik kisvesi altında.

Almanya'nın Yahudi katliamını Ukrayna'da sürdürdüğü bir gerçek fakat, Yahudilerin savaşın ilk başlarında Ukraynalıları tercih etmemeleri ve ikisini aynı kefeye koymaları sarsıcı bir bilgi oldu benim için. Burada toplama kamplarının yanısıra sinagogların ateşe verilmesini, insanların Tevrat'a tükürüp, birbirlerini ihbar etmesini sağlayan aşağılık zihinlere sahip, dünyadan defolup gitmesi gereken yaratıklar var.

Kitap Ukrayna Odessa'ya gelen 20 yaşındaki Amerikalı kahraman Jonathan Safran Foer'in (kitabın yazarı) Yahudi ailesinin izini sürmek için geldiği ve yaşıtı Ukraynalı bir çocuk ( kendi cümleleriyle: Kendimle ve diğer insanlarla bir sürü iyi şey yaparım ama bunların hepsi sıradandır. Zencilere hastayımdır; özellikle Michael Jackson'a. Odessa'daki şöhretli gece kulüplerinde bol nakit saçmaya hastayımdır. Lamborcini Kontaklara taparım, müthiştirler. Kapuçinolar da öyledir. Hiç bıkmadan çeşitli şekillerde benle cinsel takılmak isteyen çok kız vardır. Neden çok kız benle olmak ister söyleyeyim: çünkü ben beraber olunacak çok kalite biriyimdir.), kör olduğunu düşünen ama arabanın şoförü olan dedesi ve yol gösterici görevi bulunan köpekleriyle yaptığı önce komik, sonra hüzünlü, zeka dolu hikayesi.

Gerçeği bulma peşinde, bir fotoğrafın izinde, sırların gün yüzüne çıkmayı beklediği, geçmişle ve aileyle hesaplaşmaların başrolü oynadığı, boğaz düğümleyen, yeri gelince masalsı yeri gelince en gerçekten daha gerçek, çarpıcı bir roman. İki ileri bir geri zamanda kaybolarak okunuyor. Çok çok etkileyici.

Son bir not olarak bırakayım buraya, fazlaca hassas bir bünyeniz varsa cinsel göndermelerin araya bolca serpiştirdiği bir tarzı var 22 yaşında Princeton Üniversitesi'nde dönem ödevi olarak bu kitabı hazırlayan yazarın.
Yıllar sonra beklenen kitap geldi. Rafta kitabın üzerinde Adam Fawer yazısını görünce kalbim hızla çarpmaya başladı ve arkasını bile okumadan satın aldım.
Yazar bu kitabında diğerlerinden farklı olarak fantastik bir dünya üzerinden ilerlemiş. Ben Olasılıksız kitabının yazarından böyle bir kitap asla beklemezdim. Sert eleştiri yapmaya içim el vermiyor ama maalesef tamamen hayal kırıklığına uğradım. Konuyu okuyunca ilginç gelmişti. Bir an önce okumak istemiştim ama okumaya başlayınca artık çoğu yerde gülmeye başladım yok artık diye. Kesinlikle böyle basit bir kitap beklemiyordum. Beklentim uçuk değildi ama yine de kaliteli bir şeyler olacağına güveniyordum. Hele kitabın bazı yerlerinde araya girip okuyucuya seslenmesi çok gülünç geldi. Bence kitap çocuklara daha çok hitap ediyor. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
#spoiler#
Farklı bir yazım türü okumak isterseniz "tam da doğru yerdesiniz"..bütün bu "falan-filan" lar aslında anlatacak çok şeyim var ama "daha sonra "der gibi bir izlenim bıraktı bende :) ..zekice yazılmış farklı bir savas kitabı diyebiliriz "Mezbaha No5'e"
Her ne kadar bilim kurgu etiketi ile anılsada, bence "öyle değil " zamandaki sıçramalar olarak bahsetti bölümler bana göre yazarın psikolojisinden kaynaklı... bir nevi savaş anılarına (belkide istemeyerek)dönüşümler yaşaması ve başka zamanlar başka galaksiler icad ederek bu anılardan kaçmaya çalışması. .Ölümü inkar edişi de ölüme tanıklık etmesinden kaynaklanıyor, bu boyutta ölebiliriz, fakat zamanın bir çok noktasında yaşamaya devam etmekteyiz ,fikrini benimsemeside bence bir yok olma duygusundan kaçış.
Dresden bombardımanı ile ilgili hiç bir şey okumadım, eğer gerçekten yaşanmış ve bir insan olarak hatta bir SAVAŞ esiri olarak sizde buna şahitlik etmiş iseniz ..başka bir dünyada ,başka bir zamanda olmayı hayal etmeniz hatta olduğunuzu zannetmeniz ve hatta böyle bir düşünceyi icat etmeniz -doğal -

Ne zamandır listemde olan fakat bir türlü okuma fırsatı bulamadığım Kurt VONNEGUT. ..başka bir beyin ve bambaşka kelimelerle savaşı anlatmış. .Kısa, büyük harfli ,incecik bir kitap farklı bir adamla tanışmak için "okuyunuz"

-Barışla kalın -
Elimde kitabım, okuyorum... Bir anda uyku bastırıyor, düşümde Einstein'ın düşlerini görüyorum. Her yerde saatler, saatlerin ortasında ben. Her bir saat zamanın uzak, gizemli bir köşesinden gelmiş, her bir saat ayrı bir dünyaya açılan kapı... En büyük saat çok yavaş, çok sinsi ilerliyor, yılları ölçüyor. En küçük olan delirmiş gibi dönüyor, vızır vızır saliseleri gösteriyor. Kalbimde de saat, tıkır tıkır çalışıyor, beynim her daim her saati kendi saat dişlilerinden geçiriyor. Sonra siyah ve beyaz spiral döngülerle büyüyen dev bir girdap tüm rakamları, tüm saatleri içine çekiyor. Zaman girdapta dönüyor, dönüyor ve başka bir aleme geçiyor. Tüm saatler bu dev girdapta bükülüyor, eriyor... Mekanik bir düş, sert bir düşüş, uyanıyorum. Uyanıyor ve kan ter içinde anlıyorum. Bitecek! Bu saatlerin hepsi bir gün duracak...

Yorum içinde bir hikaye, yazardan bana, benden size açılan bir kapı. Çağrışımlar ve göle atılan bir taşın ardından büyüyen, açılan çağrışımlar...

Zamanı anlamayı hep istemişimdir... İlgi alanınıza giriyorsa mutlaka okuyun derim...
Adam Fawer'ın önsözünde biz Türklerin kendisine olan hayranlığını belirterek içimizden "as bayraklari" dedirten romanı. İsminden de anlaşılacağı üzere, Oz büyücüsünün güzel öyküsünü kendi yorumuyla anlatıyor. Ve oldukça da başarılı. Ancak Empati'yi de okumuş biri olarak, kitabı okurken bir fark bekliyordum, gerek üslup gerek kurgu olarak. Büyük bir farklılık yoktu, sıkılmadan okunabilecek güzel bir roman.

Ancak Olasılıksız ve Empati'yi okuduktan sonra çıtayı Everest'e taşıyan yazarımızın bu kitabından aynı tadı alamayacağınızı düşünüyorum. Yani beklentilerinizi fazla yüksek tutmadan okursanız çok severek okursunuz.

Kısacası, klasik bir roman olarak güzel ancak Adam Fawer için orta düzeyde bir roman.
Eseri edindiğim bilgiler sebebiyle okuma gereği hissettim, birkaç gün önce okudum. Eser kurgusal olarak biraz farklı, romandan ziyade film gibi ama ben roman olarak da beğendim.

Esere geçecek olursak; Kitabın ilk bölümünde yazar ikinci dünya savaşında bulunduğunu ve bunları yazmak istediğini söylüyor. İkinci bölümdeyse esas roman başlıyor. Baş karakter Billy ‘nin bazı özellikleri şunlardır;
1)Hayatında trajik olaylar olmuştur, bunlardan biriside ikinci dünya savaşında bulunmasıdır.
2)Billy kendisinin farklı gezegenlerden gelen kişiler tarafından kaçırıldığını ve sahne de gösterime sunulduğunu iddaa etmektedir.
3)Billy aynı zamanda hem 1947’de , hem 1958 de ,hem de şimdiki zamanda bulunabilmektedir.
Roman anlatıma şimdiki zamandan başlar. Belirli bir anlatıdan sonra Billy birden kendini ikinci dünya savaşında bulur. Belirli süre sonra hayatının trajik bir sahnesine, sonrada farklı bir gezegende yaşadığı olaylara geçer. Yazar bu teknikle hem ikinci dünya savaşında yaşadığı gerçek olayları anlatır, hem de distopik bir olayı okuyucuya verir. Ayrıca atom bombası atılmadan önce başkan Thruman’ın yaptığı konuşma da romanda yer almaktadır. Amerikalı bir yazarın Dresden bombardımanını eleştirmesi de eserin okunması için bir başka neden.

Eseri ben yaklaşık birkaç saatte okumuştum, yazı puntoları büyük ayrıca bölümler arası boşluklarda var. Farklı bir tarz görmek isteyen arkadaşlara tavsiye ederim.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Keşke bu kitap yazarın ilk kitabı olsaydı da Olasılıksız ve Empati' yi bundan sonra yazsaydı. Ya da keşke Adam Fawer bu kitabı hiç yazmamış olsaydı.. Ne içerik ne anlatım kitapta elle tutulur hiç bir şey bulamadım hayal kırıklığından başka..
Yine de ısrarla devam ettim " asıl kitap bi yerlerde mutlaka başlayacak" diye..
Büyülü ormanlar, beyaz gecedeki siyah yıldızlar, Cadılar, ilginç olmaya çalışılmış ama başarılamamış karakterlerle bildiğimiz çocuk macerası tarzında ama çocukların hayal gücü için bile sakıncalı ve gereksiz.. Fikir edinmek açısından okuyacak olanlara tavsiyem, zaman kaybını göze alın ve benim gibi büyük bir beklentiyle kitaba başlamayın..
Öncelikle şunu belirteyim, kitabın Einstein ile ilgisi yok. Yazar zaman ile ilgili fantezilerine Einstein'i meze etmiş.

Kitap zaman ile ilgili üçer sayfalık farklı senaryolar içeriyor. Kiminde insanların gelecekleri belli, kiminde hareket edenler için zaman daha çabuk geçiyor, kiminde zaman tersine akıyor. Bunları okumak keyifli ama bu mini öyküler derinlikten yoksun.

Kitabın iyi tarafı ise yazarın önümüze koyduğu fanteziyi sizin kendi hayal gücünüzde dallanıp budaklandırabilecek olmanız. Hatta yazmak ile ilgili size ilham vermesi bile olası.

Özet olarak çok şey beklemeden okursanız size keyif verebilecek, vasatın üstüne çıkamayan, kısa sürede okuyabileceğiniz bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 2.932 okur okudu.
  • 115 okur okuyor.
  • 2.277 okur okuyacak.
  • 186 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları