Algan Sezgintüredi

Algan Sezgintüredi

7.7/10
40 Kişi
·
89
Okunma
·
10
Beğeni
·
1.685
Gösterim
Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
Alt ve üst katlardan gelen seslerin artışı, 'olay yerine' doluşacak insan sayısının, haliyle istenmedik durum olasılığının iyice çoğalacağına işaret ediyordu.
Otuz beşime ; yani şairin dediği gibi, yolun yarısına gelmiştim; hayatta onlardan ve zırt pırt değiştirdiğim işlerde açıla kapana kendini şaşırmış sosyal sigortamdan baska hiçbir güvencem yoktu...
Sivillerin olay mahalline yaklaştırılmaması, şerit çekilmesi, vesaire önlemler boşuna alınmıyordu elbette.
...dolunay konusunda en ilgimi çeken şey, tam da bana yakışacak şekilde, kurtadam hikâyeleriyle Heybeli'de her gece mehtaba çıkılmasını anlatan şarkıdır, o kadar.
Sokakta kartopu oynarken öldürülmek bir kâbus olmalı Doktor Bey. Uyanamadığım ürkütücü bir rüya, zihnimin kaldıramadığı bir karabasan.
Nasıl başlar öyküler? İlk cümleye ne yazarsanız yazın öncesi mutlaka vardır. Benim bu 21 farklı kalemden çıkan 20 farklı öykünün yer aldığı kitapla tanışmam gibi. Kim bilir hangi zamanda okuma listeme almış, zihnimin karanlık odalarından birine atıvermişim. Sonra da sayısız kitap, sayısız insan girmiş hayatıma. O hep o karanlık odada beklemiş. Ta ki dünya üzerinde Agatha Christie’den sonraki en iyi 2. Kadın Polisiye yazarı Ceyda Kiva ile karşılaşana kadar. :) Polisiye sevdiğimi ama hiç Türk polisiye okumadığımı söylediğimde çok haklı bir soruyla karşılaştım tabii bu arada Polisiye Yazarlar Birliği Teke Beylerbeyi Doruk Ateş tarafından “Neden?” diye. “Sahi,” dedim kendi kendime “neden okumadım ki hiç Türk polisiye?” Ve böylece elimde çift imzalı Kanlakarışık ile hemen bu soruya bir yanıt bulmaya giriştim. Tabiiki de ilk olarak canım Ceyda’nın öyküsü ile başladım ve yaşadığım şoku şuanda anlatabilmemin imkânı yok. Uzun zamandır bu kadar ‘vurulduğumu’ hatırlamıyorum. Öykünün etkisi hâlâ üzerimde ve ben bir kez daha okursam bu defa sonsuza dek etkisinden kurtulamayacağımı bildiğim için bir daha okuyamıyorum Rüzgâr’ı. Bazen keşke unutsam da en baştan o zevki yaşayabilmek için yeniden okusam diyorum ama mümkün gibi görünmüyor. Tabii o gece Rüzgâr’ın vurucu etkisinden kurtulamadığım için diğer imzalı öyküm, kitaba ismini de veren Kanlakarışık ertesi güne kaldı. Ki çok doğru bir karar almışım çünkü aynı günde kaldıramazmışım sahiden de. Eğer ben o gün Doruk’la tanışmamış olsaydım ve o öyküyü yine de okusaydım kesinlikle tanışmanın bir yolunu bulurdum; sırf “Gerçekten bu kadar ince düşünüyor musun? Yani nasıl bu kadar hassas olabildin?” diye sormak için. Gerçek bir haberden yola çıkan bir öykü bu. Hani hepimiz mutlaka hatırlarız, kartopu oynarken öldürülen kardeşimizi. Hepimiz duyduk o haberi, üzerine ne kadar düşündük bilmiyorum ama Doruk o kadar ‘hassas’ bir öykü yazmış ki bunun üzerine. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Sonra onunla öykü hakkında konuşurken gözlerimin dolu dolu olduğunu söyledi, öyküdeki o naif melankoli havadan bir türlü kurtulamamış olmamdan kaynaklıydı bu da, gizleyemedim.

İşte benim için bu kadar vurucu iki öyküyle başlayınca kitaba beklentim de bir hayli yükseldi. Tabiiki de en sevdiğiniz yazarın bile 20 farklı öyküsünü aynı oranda sevemezsiniz hatta belki bazılarını hiç sevemezsiniz. Haliyle 21 farklı kalemden çıkınca bu öyküler her birini, okuyan her kişinin çok beğenmesinin imkânı yok. Ben de bazı öykülerin anlatımını çok sevmişken bazılarının konularından etkilenip anlatımları yetersiz buldum. Tek tek tüm öyküleri değerlendirmem mümkün olmasa da olumlu/olumsuz söylemek istediğim bazı şeyleri de içimde tutamayacağım. Ben yine de severim bu arada seçkileri okumayı, farklı yazarlarla tanışmamı sağlar en önemlisi. Mesela Günay Gafur ismini hiç duymamıştım. İtiraf edeyim ki, kitaptaki öyküsü Ölüm Manifestosu’ndan pek hoşlanmadım ama anlatım olarak öyküden çok roman yazarı olarak başarılı olabileceğini düşündüm ki aldığım duyumlarda da roman konusunda gerçekten başarılı olduğunu öğrendim. Ben de ekledim bile listeme iki romanını. Benim için ne güzel bir kazanç oldu, okunacak iki Türk polisiye romanı daha buldum kendime. :)

Bazı öyküler beni derin derin düşündürdü. Özellikle işin içine giren ‘intikam’ olunca. Kime hak vereceğini şaşırıyor insan. Mağdurla zalim aynı potada eriyor ve birine hak verse diğerinin hakkını yediğini düşündürüyor insana. Ne çok üzdü beni bu durumlar ve düşünceden düşünceye savurdu. “Ben olsam ne yapardım?” düşüncesi de çok yıpratıyor insanı. Empati gücü yüksek bir insan olarak, kimin yerine koyarsa kendini yine de bir yıkımla karşılaşıyor insan. Ama biliyorum ki bunlar kurgu değil. Gerçeğin kendisi. Bu yüzden özellikle de Sibel Köklü ‘nün Beyaz Kelebeklerin Sırrı ve Çağan Dikenelli ‘nin Baykuş: Gözyaşı Yanığı öykülerinden konu olarak çok etkilendim.

Bazı öyküleri ise fazla ‘Sherlockvari’ bulduğumu söylemeliyim. Hiç yerinden kalkmadan olayı çözen dedektif gibi… Dediğim gibi bazı öyküleri konu olarak, bazılarını anlatım olarak beğendim. Ancak bir öykü geldi ki karşıma; sinirlerime hâkim olamadım. Öyle çok sinirlendim ki devam etmeyecektim oradan sonra. Neyse ki doğru bir karar ile devam etmişim. Böylece özellikle sonunda şok olduğum ve inanılmaz etkilendiğim Gonca Çiftçioğulları ‘nın Şok Ölüm’ünü ve iki yazarın (Emrah Poyraz ve Ulaş Özkan ) elinden çıkmasının öyküye apayrı bir hava kattığını ve beni çok üzse de anlatımını çok sevdiğim Pandora’yı okumuş oldum. Bir de tabii bilimkurgu tutkunu olarak yüzümü gülümseten (son sahneler hariç) Ercan Akbay ‘ın Dehlizler Kebapçısı’nı okumuş oldum.

Şimdi gelelim beni sinirlendiren ve inanılmaz rahatsız eden öyküye. ÖNEMLİ NOT: YAZININ BURADAN SONRAKİ KISMI OĞUZHAN ASLAN’IN YAZDIĞI ÇARPIK SEVDA İSİMLİ ÖYKÜ HAKKINDA YOĞUN SPOİLER İÇERİR. Ama derdimi anlatmak için başka şansım yok. Öncelikle bu öykümüzün ana kahramanı ya da mağduru (?) mu diyeyim; bir kadın. Öykünün başında öldürüldüğü sanılan (ama aslında yaralıymış) ve mağdur gibi görünen ama olayın iç yüzü ortaya çıktıkça mağdurlukla uzaktan yakından alakası olmayan bir karakter. Kendinden çok yaşlı biriyle evlenmiş, aynı zamanda lezbiyen ve zoofili olan bir kadın karakter bu. Bütün bu özelliklerin aynı insanda bulunması mümkün mü; bilmiyorum bile. Ancak yazınca olmuş işte. Bu kadın karakter evdeki hizmetçisini ‘birlikte olmak için zorluyor’ ve tehdit ediyor. Neden tecavüz ediyor demiyor da zorluyor diyorum; çünkü yazarımız öyle uygun görmüş. Bu kelime seçimlerinin karakteri erkek değil de kadın seçmesiyle ilgisi var mı bilemiyorum tabii ama öyküde hizmetçiden barınaktaki köpeklere kadar defalarca TECAVÜZ olayı olmasına rağmen tecavüz lafı hiç geçmiyor. Bu kadın, zoofili olduğunu ve barınaktaki köpeklerin her biriyle tek tek ‘ilişkiye girdiğini’ de itiraf ediyor öykünün sonunda kendine gelince. Ama bilin bakalım ne oluyor? Polisler bu olayı birbirlerine KAHKAHALARLA anlatıyorlar. Ve birinin bile aklına ceza vermek ya da gerekeni yapmak gelmiyor. Yahu yazarken bile ellerim titriyor. Bunun ne kadar hassas bir mesele olduğunu bir tek ben mi görüyorum? Ülkemizde her gün duyduğumuz hayvanlara tecavüz olayları, şiddet olayları çok mu komik gerçekten? Eğer gerçekten öyleyse ben bu dünyada daha fazla nefes almak istemiyorum. Avukat bir arkadaşıma sordum bu meseleyi bu incelemeyi yazmadan önce. Dedi ki hayvanların statüsü hâlâ belli olmadığı için kanunda böyle açıklar var ve evet ceza almayabilir ama bunu aşmak için uğraşan çok güzel insanlar var. Sonra yazarı biraz araştırdım ve avukat olduğunu öğrendim. Şimdi, bir avukattan böyle bir konuyu seçmişken ne beklersiniz? Ben, anayasadaki bu açığın kesinlikle kapatılması gerektiğini, bunun ne kadar önemli bir konu olduğunu vurgulamasını ve belki de buna çözüm önerileri getirmesini beklemiştim. Ama ne oldu sonunda öykünün? O barınaktaki her köpeğe tecavüz eden kadın, hiçbir ceza almadığı gibi son tecavüz ettiği köpek kendisini ısırdığı için onu satan adam hakkında dava açıyor. Evet, hikâyedeki mantık hatalarını bulmak benim görevim değil (en baştan vajinaya delici bir alet girdiğini söylemeleri ama sonunda aslında köpeğin ısırdığının ortaya çıkması gibi gibi) ama sahiden hizmetçi kadının bu kadının beyanıyla ya da kendi itiraflarıyla nasıl bu kadın hakkında dava açılmaz da bütün bunlar KAHKAHALARLA karşılanır aklım almıyor. Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir diyor. Tutun ki gerçekte öyle oldu öyküde bunun saçmalığına vurgu yapılıp aksi olması için mücadele edilemez miydi? Çünkü bu gülünecek bir mesele değildir. O köpekler canlı değil mi ya? Yani bunu yapan bir erkek değil de kadın olması sonucu değiştirir mi? Neden sadece komik bir olay gibi lanse ediliyor? O zaman haberlerde gördüğümüz bütün o hayvana/kadına şiddet haberlerine gülelim geçelim öyle mi? Yok öyle şey. Biz sonuna kadar bunun karşısında durmaya devam edeceğiz. Gerçekte ya da kurguda. Hiç kimsenin de bunları normalleştirmeye çalışmasına izin vermeyeceğiz.

Bu dünyanın sadece bizim etrafımızda dönmediğini görün artık. Dili olmayanların da dili olun lütfen. Eli kalem tutan, birilerinin hayatına dokunmaya gücü olan insanlarsınız; lütfen siz ortak olmayın buna. Algıları değiştirerek dünyayı değiştirebiliriz ve bu bizim elimizde.


Evet, kafam gerçekten karmakarışık oldu bu öykülerden sonra. Sürç-i lisan ettiysem affola; emeği geçen herkesin kalemine sağlık.
Bu kitaba nasil yorum yazilir inanin bilmiyorum. Polisiye sever okurlar farkli bir polisiye okumak isterlerse hiç beklemeden alip okusunlar. Çünkü her şeyiyle yani konusu, kurgusu ve anlatimiyla tamamen şahsına münhasır bir kitap. Herseyden önce baş kahramanimiz sıradışı bir kişiliğe sahip. Çok eksantrik cümleleri, zihinsel çıkarimlari, olaylara bakış açısı ve değerlendirişi var ve bu durum Dedektif Vedat'i direk olarak çok özel bir kişilik yapiyor zaten. Kusurlariyla, hazir cevapliligiyla, çok bilmişligi ve olmazsa olmaz kibriyle, eh biraz farki olsun diger kahramanlardan degil mi? ;)
Kapali oda cinayetleri tarzinda yazılan bu kitapta bir apartman dairesinde dört kurşunla öldürülen bir adamin katilini ariyor Vedat. Tabi ki yardimcisi Tefo ve sekreteri Nilgün ile birlikte. Bu arada Nilgün'e karsi da boş degil, bunu da hemen belirteyim. Siradan bir aşk da beklemeyin ve Vedat'in aşkı nasil oluyor öğrenmek isteyenler bir zahmet alıp okusunlar. Çünkü yazarak anlatamam. Nedeni ise, anlatilacak gibi değil :) Bunu okurken sizin hissetmeniz ve çözümlemeniz lazim.
Nilgünlerin apartmaninda işlenen bu cinayeti çözerken komşulari sorgulayışı tabi ki buna Nilgun'un annesi de dahil, olaylara bakış açısı, zihinsel muhakemesi ile Vedat'in peşine takılıp bir aşağı inip bir yukari cikiyoruz. Komşularla tanışıyor, hatta komşuluk ilişkilerini sorguluyoruz. Katil kim, ya da kim olabilir diye düşünürken,Aa iste bak o hiç aklima gelmemisti diyeceginiz bir isim cikiyor. Ama benim çıkmadı.Ama cok da tahmin edilir değil, bunu da atlamadan belirteyim tabi ki hemen. Hadi bakalim benden bu kadar. Gerisi size kalmis.
Algan Sezgintüredi'nin okuduğum ilk eseri. Kitabı ana karakter olan Vedat Kurdel'in mizahi anlatımı ile okumak oldukça keyifliydi. Günlük yaşamda kullanılan dil ile yazılmış olan eser, yeri geldi gülümsememe sebep oldu. Özellikle Vedat Kurdel'in dedesinin soyadı kanununda aldığı soy ismi yüzünden, babasının itirazlarını okurken yazım dilinin mizahi yönü oldukça başarılıydı...

Kitabın konusu ise, bir seri katilin işlediği cinayetler. Vedat Kurdel'in can dostu Tefo'nun babasının açtığı özel dedektiflik ofisinde iki acemi çaylak olan: hoş öncesinde de Vedat'ın dediği gibi, "bir baltaya sap olamayan" bu ikilinin yoluna çıkan bir ceset ile başlıyor...

Emniyetin araştırmaları, Tefo'nun babası Nezih Amcanın destekleri ile soruşturma yapan ikilinin içsel ve dışsal diyalogları, size en yakınınızda konuşan dostları hatırlatıyor...

Tefo'nun zekası ile Vedat'ın ince detayları bulma yeteneği birleşince seri katilin bırakmadığı ipuçlarını, fikir alışverişleri ile aydınlatmaya çalışırken, nerede, neyi, ne zaman, kime soracaklarını bilmeseler de, başladıkları yerden birazda şanslarından olaylar tam da istedikleri yöne doğru ilerliyor...

Şüpheli diye gördükleri kişilerin arka planda çevirdikleri işler, kitabın ilerleyen sayfalarında cinayet sebebini bambaşka bir boyuta taşıyor...

"Katilin Şeyi" tam eserin adına yakışan bir isim olmuş. Sebebi ise cinayetlerin işleniş şekli...

Mizahi bir polisiye ve bitirim ikili, Vedat ve Tefo'nun maceralarının devamını mutlaka okuyacağım...

.
Yerli polisiye kitaplari okumayi sevenler ya da sevmeyenler bu kitabi mutlaka okuyun derim. Çünkü yirmi güçlü kalemin yazdığı yirmi öyküyü çok seveceksiniz.
Aralarında yazar olarak da yer aldığım Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği üyesi 21 yazar ve hikayeden oluşan KANLAKARIŞIK adlı kitabımız değerli polisiye severlerin beğenisine sunulmuştur. 21 farklı insanın 21 farklı hikayesine ortak olmak, bu güzel eserden daha fazla okurun haberdar olmasını sağlamak için profillerinizde paylaşarak destek verebilirsiniz. Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği, ülkemiz polisiyesini en iyi yerlere taşımak için var gücüyle üretmeye ve değerli okurlarının güvenini kazanmaya devam edecektir.
İskandinav polisiyesinin nasıl kendine özgü bir tadı varsa, Türkiye polisiyesinin de ülke gerçeklerini ve renkli kişiliklerini yansıtan mizahi bir yapısı var. Bu ekole katkıda bulunan yazarlar arasında Algan Sezgintüredi de önemli bir yere sahip bence...Bu yüzden Türkiye' yi ve Türkiye insanını tanımak isteyenlere tavsiye edilebilir bir serinin başlangıcı "Katilin Şeyi". Şahsen kitapta yer alan bölüm başlıkları, insan, yer ve kurum adları da beni çok eğlendirdi. Bazen hınzırca bazen de ironik olan bu adlar ve göndermeleri keyifle hatırlayacağım :)
Algan Sezgintüredi'yle 2006 da ilk çıkan "katilin şeyi" kitabıyla tanıştım.O kitabı okumamın üzerinden epey geçti ama esprili ,keyifli bir kitap olduğunu ve aslolanın katili bulmak olmadığı aklımda kalmış.Bu kitabında da benzer tadı aldım.Fakat bunda katili daha iyi gizlemiş.Türkiye'nin güncel konularına da değinilmiş.Ancak daha önemlisi bize özgü gerçek bir polisiye.Dedektif karakterler - Vedat ve Tefo- ve anlatılanlar çok bizden.Olayları onlarla beraber görüyormuşçasına yaşıyorsunuz.Olaya ve katile çok odaklanırsanız Vedat'ın iç konuşmaları uzun gelebiliyor.Ama kitaptan keyif alayım deyip akışına bırakırsanız çok rahat okuyorsunuz.
Bu türde Alper Canıgüz, Murat Menteş hatta Selçuk Aydemir'i severek okuyan birisi olarak okurken sıkıntıdan patlayazdım. Güzelim hikaye, karışık ve yorucu anlatım nedeniyle ziyan oluvermiş.
Özel dedektifler Vedat ile Tefo'nun ikinci, benimse bu diziden okuduğum ilk kitap. Bu durum kahramanları yerli Hamlet tiplerine benzeyen romanda dedektiflerimizi tanıyıp sevmeme engel olmadı :) Sherlock Holmes - Dr. Watson ikilisindeki gibi yaşanmış maceraları yazmak bu kez Vedat'a düşmüş, ancak bir sorun var; Dr. Watson bunu profesyonelce başarabildiği halde Vedat sadede bir türlü gelemiyor, gereksiz ayrıntılarla zaman zaman boğucu oluyor. Yine de polisiye edebiyatın olmazsa olmazları ve X kuşağının ortak kültürel beğenileri ve geçmişleri bu kitapta fazlasıyla mevcut. Yer yer anılara daldıran bu anlatımlar, serinin tüm kitaplarını okumak için okuyucuyu heveslendiriyor...
Vedat Kurdel ve Tefo serisi ile tanıştığımız bu roman Algan Sezgintüredi'nin mizah anlayışı ve kurgusu ile ilgili olarak ciddi ipuçları veriyor bize.
Dedektif romanlarında pek sevilen ikililere (Poirot-Hastings, Holmes-Watson vs.) burada da Vedat-Tefo ikilimiz var ve genelde işin zeka kısmı Tefo'da, bilek gücü kısmı Vedat'ta oluyor.
Heves edip özel dedektiflik bürosu açan ikili bir sinema çıkışında çöp atma derdi yüzünden bir cesetle karşılaşır ve olaylar gelişir.
Güzel bir mizahi anlatım, ilginç bir son ve yazarın diğer kitaplarını okuma isteği getiren bir roman.
Mutlaka okunması gerekenlerden

Yazarın biyografisi

Adı:
Algan Sezgintüredi
Unvan:
Türk Yazar, Grafik Tasarımcısı
Doğum:
Erzurum, 1968
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 89 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.