Bir bakıma askerliğin faydalı olduğu kanısına varıyorsun. İnsanları tanımış oluyorsun, insanların beynini okuyacak duruma geldim. Çok şey gördük, yaşadık. Siyaset, parlamento falan her şeyin boş olduğunu, hikâye olduğunu görüyorsun. Gerçekten neler olup bittiğini, Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayrımını kendi gözünle görüyorsun. Bu tür şeylerin savaşla değil de diyalogla çözümlenmesi kanısındayım. Askerlerimiz niye şehit düşüyor? Mayına basıyor, ayağı kopuyor. O askerin ve ailesinin ne durumda olduğunun farkına varıyor mu devlet? Bu acıyı çeken sadece askerdir, erler yani..
Yer atası-alaca sakal!
Yer anası-asıl bike!
Tepesine tokluğun ver
Damarına gücünü ver,
İl üstüne bolluğun ver,
İl içinde bize de ver,
Başlıyoruz dileğimize
Kaldırıyoruz ellerimizi,
Güneş şahit ol!
3. Kolordu Kumandanı Esat Paşa anılarında şöyle bir olaydan söz ediyor:
Mustafa Kemal Bey esir aldığı bir İngiliz subayını bir ata bindirerek bana göndermişti. Karargâhıma geldiği zaman, benzi sapsarı ve tirtir titremekteydi. Attan indirilmesini ve iyi davranılarak konyak ve çay verilmesini söyledim.
Almanca bildiği için kendim sorgusunu yapmak istedim. Adı Paterson, rütbesi de teğmendi. Neden titrediğini sordum: "Beni öldüreceksiniz, onun için titriyorum. Öğrendiğimize göre Türkler esirlerini öldürüyorlar!" demesi üzerine kendisine: "Biz Türkler esirlerimizi hiçbir zaman öldürmemişizdir. Kendi askerimize nasıl davranırsak, esirlere de aynı davranışı esirgemeyiz. Bu bakımdan endişeniz olmasın, şimdi size yiyecek ve içecek versinler, sonra görüşürüz" dedim.