*Şiir sevmez miyim?
Her Türk evladı şiir sever, ben de severim.
*Peki okumaz mıyım?
Okurum tabii ki. Ama denk gelince bir şiir, iki şiir…
Sosyal medyada karşıma çıktıkça.
*Peki şimdi neden okudun bitirdin bu kitabı ?
Öncelikle kitabın ismi etkili ve Sezai KARAKOÇ üstad.
Uygulamada okuyan arkadaşların alıntılarını tek tek, kısa uzun demeden üşenmeden okudum . Ve okumaya karar verdim, okudum , tavsiye ediyorum …
Hızırla Kırk Saat, kolay okunan bir kitap değil; fakat insana derinlik kazandıran bir kitap .
Bu kitap sadece bir şiir kitabı değil, okuru düşünceye daldıran , insanın gönlünü okşayan bir kitap…
Edebiyat ve şiire ilgi duyan herkese tavsiye ederim.
Sezai KarakoçHızırla Kırk Saat - Şiirler III
Doğu'nun masallarında yer alan mitolojik unsurları, Batı'nın anlatım tarzıyla harmanlayan Ahmet Ümit yine harika bir esere imza atmış. En çok etkilendiğim kısım, yazarın çocukluğunda annesinden dinlediği hikayeleri kendi kurgusal süzgecinden geçirerek yeniden canlandırması oldu. Bu sadece bir kitap değil, Türk kültürünü yaşatma, sözlü geleneğimizi geleceğe taşıma adına harika bir çaba.
Kütüphanemin en güzel yerine koyacağımdan emin olduğum bu kitabı hediye eden arkadaşım Lacey'e teşekkür ederim ^^
Her ne kadar Türk edebiyatı tarihinde toplumcu gerçekçi roman diye anılsalar da benim için içimdeki köylüyü dışavuran içinden halk hikayeleri, yeni deyim-atasözü öğrendiğim ve çok sevdiğim bir edebiyat kolu. Kemal Bilbaşar’ın Cemo serisi Cumhuriyet’in ilk yıllarında Doğu Anadolu’da yaşananları Cano, Kevi, Cemo, Memo, Senem, Sarikoğlu karakterleri üzerinden anlatıyor. Ara ara Şeyh Sait isyanına, Dersim dağlarına, toplumun Alevilere bakış açısına ve tabii ki ağalık düzenine(!) dokunuyor. Bizlere de keyifle okumak düşüyor. Devamı olan Memo’yu da köydeki balkona saklıyorum ki haz tavan yapsın
İyi ki kitaplar var
CemoKemal Bilbaşar · Can Yayınları · 20232,134 okunma
Talip Apaydın’ın "Ortakçılar" romanı, Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi akımın en nitelikli ve çarpıcı örneklerinden biridir. Yazarın Köy Enstitüsü çıkışlı kökenlerini ve gözlem gücünü arkasına alan bu eser, Anadolu köylüsünün toprağa bağlılığını, feodal yapının getirdiği adaletsizlikleri ve "ortakçılık" sistemi altında ezilen emekçilerin yaşam mücadelesini odağına alır. Kitap, sadece dönemsel bir sosyolojik tespitte bulunmakla kalmaz; aynı zamanda köylünün doğayla, ağayla ve kendi kaderiyle olan amansız kavgasını samimi, süssüz ve tüm çıplaklığıyla anlatarak okuyucuda derin bir adalet sorgulaması uyandırır.
Eserin sanatsal ve görsel analizi yapıldığında, kapak tasarımının kitabın ruhunu mükemmel bir şekilde yansıttığı görülür. Alt kısımda yer alan resimdeki sararmış buğday başakları ve yorgun, düşünceli köylü figürü; toprağın bereketine rağmen emeğinin karşılığını alamayan insanların burukluğunu ve çaresizliğini simgeler.
Özetle "Ortakçılar", edebiyatımızın köklü bir dönemine ayna tutan, dünü anlamak ve bugünün toplumsal dinamiklerini analiz etmek için mutlaka okunması gereken sarsıcı bir başyapıttır.
Bir aile hikâyesi gibi başlayıp insanın kalbine dokunan bir yüzleşmeye dönüşüyor. Bitirdiğimde hikâyeden çok hissettirdikleri aklımda kaldı. Neden Türk okurların çok sevdiğini daha iyi anladım.
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ın konusu ilgi çekici olsa da okuma deneyimimi en çok etkileyen unsur karakterlerin duygularını çok yoğun yaşamaları oldu. Kitapta yalnızca Talat ve Fitnat’ın ilişkisi değil, birbirine bağlı birkaç farklı ilişkinin de hikâyesi anlatılıyor. Ancak neredeyse tüm karakterlerin duygularını en uç noktalarda yaşaması, olayların sürekli yüksek bir duygusal gerilimle ilerlemesine neden olmuş.
Bu yoğunluk bir süre sonra beni hikâyenin içine çekmekten çok tedirgin bir şekilde okumaya itti. Yine de romanın ele aldığı konular ve dönemin toplumsal yapısını yansıtması açısından dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Özellikle Türk edebiyatının ilk yerli romanı olarak kabul edilmesi, eseri edebî tarih açısından önemli kılıyor.