Ali Aktaş

Ali Aktaş
@aliaktas71
Yaşadım birkaç bin yıl.
Türkçe Öğretmeni
Üniversite
5 Haziran
32 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Mecburiyet İncelemesi
7/10
·50 syf.··
2020 31. kitabı
MECBURİYET Savasın bireysel ve toplumsal olarak yaşattığı acı, bilinmezlik, pişmanlık, umut. Umutsuzluk ve birçok karmaşık duygu, Zweig'in kendi yaşadıklarından yola çıkarak anlatılmıştır. Hikâye 1. Dünya Savaşının son dönemlerinde geçmektedir. Ressam Ferdinand ve eşi Paula'nın yaşamından bir bölüm konu edilir. Ferdinand’a çürük teşhisi konulduğu için cepheye alınmaz ve askerlikten muaf tutulur. Eşiyle beraber İsviçre'ye taşınmışlardır. Burada savaştan uzak, sakin ve mutlu bir hayat yaşarlar. Burada çok sevdiği sanatı icra eder ve eşiyle mutlu bir hayat yaşar. Hayatı huzurluyken bir gün kasabının postacısıyla karşı karşıya gelir. Kendisine gelen mektubu alır ve okur. Yıllardır için kemiren huzursuzluk son bulur. Mektubu açıp okuduğunda artık çürük raporu alanların da cepheye gelmesi gerektiği belirtilmiştir. Ana vatanın Ferdinand'a ihtiyacı vardır. Savaşa gitmeyi hiç istemese de tanımadığı bir ses, bilmediği bir otorite ona savaşa gitmesini emreder. Paula, durumdan haberdar olur. O savaşa ve mutlak otoriteye topyekûn karşı olan yenilikçi birisidir. Bu yüzden eşi Ferdinand’ın savaşa gitmesini reddeder ve onu ikna etmeye çabalar. Hikâyemiz, Ferdinand - Paula ve Ferdinand’ın kendisiyle hesaplaşmasıyla devam eder. Çıldırma seviyesine gelen Ferdinand’ın büyük bir seçim yapması gerekmektedir: Savaşa gitmek ya da ana vatana ihanet eden bir asker kacağı olmak. Stefan Zweig, hikâye tarzında yazdığı eserleriyle tanınan Yahudi yazardır. Viyana doğumlu olan Zweig yasadığı dönemden oldukça etkilenmiştir. İki dünya savaşı arasında doğduğu ülkenin yıkılması, antisemitizm ve Nazilerin iktidara gelmesi onu iyimser başladığı edebiyat macerasında tam bir karamsarlığa itmiştir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunmuş gezgin bir gazeteci ve yazar olan Zweig, birçok kültürle tanışmış ve
Stefan Zweig
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Reklam
TÜRKLEŞMEK, İSLAMLAŞMAK, MUASIRLAŞMAK ESERİNİN İNCELENMESİ
9/10
·88 syf.··
2020 51. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2020 21:02
20.yy.ın başlarında Türk milletinin, Türkiye’nin ve Türkçülüğün yaşadığı sorunlara dair ortaya koyduğu fikirlerin ve çözüm önerilerinin önemi, benzer sorunların günümüzde de yaşandığı düşünüldüğünde, bir düşünür olarak Ziya Gökalp Bey’in kıymetini daha artırmaktadır. Büyük Türk sosyoloğu ve filozofu olan Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliği ve Türkçülük denilince akla gelen ilk isimdir. Hem edebiyat hem siyasi olarak yoğun bir hayat yaşayan Gökalp, birçok eser kaleme almış ve çeşitli siyasi faaliyetlerde yer almıştır. Şüphesiz ki bu eserlerinin başında Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak kitabı gelmektedir. Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak kitabı 11 bölümden oluşmaktadır. Her bölümde ayrı bir konu işlemiştir. İşlenen bu konular Gökalp’ın araştırmalarından ve görüşlerinden oluşmaktadır. İlk bölümde Ziya Gökalp, ‘’Üç Akım’’a değinmektedir. Kitabımıza da ismini veren bu üç akım: Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak’tır. Muasırlaşmak, Avrupa’nın ilmi üstünlüğünü kabullenip tamamen Garb’a yönelmektir. İslamlaşmak – diğer adıyla Ümmetçilik- tüm Müslümanların bir çatı altına alınıp tekrar eski günleri arzulama düşüncesidir. Türkleşmek ise o zamana kadar adı dahi anılmayan Türk kimliğinin farkına varılıp milli kültür ve beraberliğin sağlanmasıdır. İkinci bölümde Gökalp, dil hakkındaki görüşlerini anlatmıştır. Ona göre dilde sadeleşme ve öz Türkçeye geçilmesi mecburi bir haldir. Yazı dili İstanbul Türkçesi olmalı, dildeki yabancı kelimeler atılmalıdır. Yabancı kelimeler ancak bilimsel ve terim kelimeleri olduğu müddetçe kullanılmalıdır. Yüzyıllardır dilimizi kirleten Arapça ve Farsça tamlamalar ve söz öbeklerinden kurtulmamız gerektiğini vurgulamıştır. Üçüncü bölümdeki başlığımız ‘’ Gelenek ve Kural’’dır. Gökalp’e göre iki ana akım vardır: radikallik ve tutuculuk.
Türkleşmek İslamlaşmak MuasırlaşmakZiya Gökalp · Ötüken Neşriyat · 20173,873 okunma
Türkçülüğün Esasları İncelemesi
8/10
·170 syf.··
2020 64. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2020 09:18
Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp’in 1923 yılında yayımladığı, Türk milliyetçiliğinin tüm fikir ve tekliflerini bir sistem bütünlüğü içinde ortaya koyan, yazarın değişik zamanlarda yazmış olduğu denemelerden derlenen siyasi, tarihi ve sosyolojik bir tarihtir. Türk milliyetçiliğinin temel yapı taşlarından birisidir. Türkçülüğün Esasları, iki kısımdan oluşmaktadır. Türkçülüğün Mahiyeti ve Türkçülüğün Programı adı altında iki ana başlık vardır. Bu iki ana başlığın altında 38 alt başlık vardır. Bu kitapta Türkçülük akımı, fikir babası Ziya Gökalp tarafından kapsamlı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Türkçülüğün tarihi ve Türkçülük nedir ? sorularına cevap verilmiştir. Türkçülüğün temelinin 19.yy. ortalarında atıldığını ve sistemleşmesinin yaklaşık olarak yarım asır sürdüğüne değinilmiştir. Türkçülük sorusunun cevabını yazar uzun uzun açıklamıştır. Daha sonra Hars, Milli dil, milli vezin, ahlak ve Türkçülüğün çeşitlerine değinilmiştir. Hars, milli bir benliktir ve Türklerin de kendine özel harsları vardır. Harsları folklor olarak da adlandırabiliriz. Bu hars bir milletin beraberliğindeki en önemli etkendir. Hars dışında bahsedilmesi gerek diğer başlık da ‘’dil’’dir. Ziya Gökalp, dilde sadeleşmeyi savunan bir yazardır. Yazı dilinin İstanbul Türkçesi olması gerektiğini savunan yazar, bilimsel yazılar dışında yabancı kelimler atılmalı ve dilde sadeleşmeye gidilmelidir. Türk dilini tarihsel gelişimine vurgu yapan Gökalp, neredeyse her konuda milliği savunmuştur. Bu millilik konusuna edebiyat da dahildir. Milli hece ölçüsünü savunan yazar, edebiyatın millileşmesi için çabalama göstermektedir. Musiki konusuna da değinen Gökalp, bu konuda da milliği savunur. Son kısımda da Türkçülüğün çeşitlerine değinilmiştir. Bunlar, Ahlaki Türkçülük, Hukuki Türkçülük, Dini
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Mavi Çatı Yayınları · 20187,8bin okunma
Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kitap İncelemesi
8/10
·240 syf.··
2020 62. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 17:29
·
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE KİTAP İNCELEMESİ “ Atatürk’ün okullarda okutulmasını istediği kitap” Bu kitabın elinize geçme sebebi yüksek ihtimalle bu yargıdır. Ağırlıklı olarak ilkokul ve ortaokul öğrencilerine okutturulan daha doğrusu okutturulmaya zorlanılan bu kitap, seviye olarak bu gruplara uygun değildir. Gerek içerik gerek dil bakımından belirli bir seviye istemektedir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında Finlandiya anlatılmaktadır. Finlandiya’nın bağımsızlığını nasıl kazandığını, milli seferberliklerini, coğrafyasını, kültürünü ve diğer ulusal değerlerini nasıl elde ettiği anlatılır. Finlandiya, yüzyıllar boyunca İsveç sömürgesi altında yaşamıştır. Az nüfusu, verimsiz toprakları ve genel dünya gündeminden uzak kalması ile bilinir. İsveç – Rus Savaşı sonrasında Rusya tarafından Finlandiya’ya özerklik verilir. Bu özerklik sürecinde yüzyıllar boyunca hiçbir gelişim gösterememiş olan Finlilerde toplumsal bir seferberlik görülür. Bu seferberlikte tüm Fin halkı görev almaktadır. Finli aydınlar geri kalmış Fin toplumunun kalkınmasında öncü olmuştur. Askeri, kültürel, ekonomik, eğitim… Kısacası her alanda köklü reformalar yapılır. Yapılan bu reformlar Rus yazar Petrov tarafından bazen şahıslar üzerinden bazen hikâyeler üzerinden bazen de kanıtlar üzerinden bizlere aktarılmıştır. Kitap çeşitli bölümlerden oluşmaktadır. Giriş kısmında Grigoriy Petrov’dan ve onun Finlandiya’da geçirdiği günlerden bahsedilir. Daha sonra Petrov’un kaleminden Finlandiya’yı okuruz. Finlandiya, çağa ayak uyduramamış ve toplumsal olarak herhangi bir beklentisi kalmamış bir ülkedir. Ancak aydınlar öncülüğünde müthiş bir toplumsal bilinçlenme süreci başlar. Petrov bu bilinçlenmeyi eğitim ve kışlaya bağlar. Finli aydınlar bütün Fin halkına okumayı öğretmiş ve her yere okullar inşa edilmesini
Beyaz Zambaklar ÜlkesiGrigory Petrov · Ayrıntı Yayınları · 2020124,5bin okunma
İçimizdeki Şeytan Kitap İncelemesi
10/10
·304 syf.··
2018 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2018 00:00
İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN KİTAP İNCELEMESİ "İçimizde şeytan yok ... İçimizde aciz var ... Tembellik var ... İradesizlik, bilgisizlik ve hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var ..." Sabahattin Ali bu sözlerle anlatır içimizdekileri. Romanımız da bu ana fikir üzerine inşa edilmiştir. 1940 yılında yayımlanan ve Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’tan sonra yazdığı ikinci roman olan İçimizdeki Şeytan’da geniş bir karakter kitlesi vardır. Mekan olaraksa bir kısmı Balıkesir’de ancak ağırlıklı olan kısım İstanbul’da geçmektedir. Ömer ve Macide adında iki gencin tanışmaları ve birbirlerine aşık olması temel konudur. Bu konunun arkasında ise genç Cumhuriyet’in yarattığı yeni bir gençlik, yeni sosyal hayatlar, yeni siyasi görüşler ve değişen toplum üzerinde detaylıca durulmuştur. Kitapta gerçekçilik ve toplumsal sorunlar ön planda tutulmuştur. Bu sorunların bazıları: 20.yy.da tüm dünyaya hâkim olan kapitalizm, faşizm ve sosyalizmin Türk insanlarına yansımasıdır. Ömer aslında sosyalist görüşlere sahip bir gençtir ancak arkadaş çevresi tamamen faşizme meyilli kişilerdir. Bu sebepten dolayı Ömer de kendini bu insanların ortasında bulmuştur. Macide musikiyle ilgilenmektedir. Tesadüf üzeri Ömer ile tanışmış ve onu çok sevmiştir. Ömer de Macide’yi sever ancak Ömer, karakter olarak iradesiz ve zayıf bir kişidir. Macide’yi çok sevse de hayatını düzgün şekilde yaşayamaz. Gerek ekonomik gerek sosyal olarak Ömer yetersiz bir kişiliktir. Arkadaş çevresi ile sık sık siyasi tartışmalara girer. Ömer’in sosyalist görüşleri ve arkadaşlarının faşizme yakın görüşleri o dönem dünyada egemen olan sosyalizm- faşizm ideolojilerinin Türk gençliğinde nasıl yansıdığını öğrenmemiz de etkili olmaktadır. Kitapta üzerinde diğer durulan diğer bir konu da dönemin siyasi
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Can Yayınları · 2019208,7bin okunma