Bir adam bir kadın. Olmaması gereken her şeyin olması gerektiği gece. Adam, kadına soruyor. Aitlik nedir? Kadın gülümsüyor. Adam, kadına soruyor. Aitlik neden? Kadın kafasını önüne eğip bir şeyler mırıldanmakla yetiniyor. Adam, kadının çok cesur olduğunu düşünüyor.
Kadın biliyor. İki insan, iskelede ayakları kenetli salınır vaziyette, olması gerektiği gibi. Adamın üşümesi kadının içini ısıtıyor. Susuyorlar. Kadın ceketinin sağ ön cebinden bir kağıt parçası çıkartıyor. Epey bir zamandır orda olduğunu düşünüyor adam kağıdın keskin katlama izlerinden. Adamın düşüncelerini anlamışçasına kadın, kağıt parçasını uzun yıllar oradan çıkarmadığını belirtiyor. Kadın kağıdı isteksizce açıp adamın avucuna bırakıyor. Kağıtta tek kelime yazılı. ‘’Mekansızlık’’. Adam bir anda düşünmeden çevresine bakıyor. Kadının yanında ne zamandan beri olduğunu düşünüyor. Ne çabuk samimi olmuşlardı. Yüzündeki mimikleri kadından sakınıyor. Şu anki aralarındaki samimiyete şaşırmasının belli olmasından çekiniyor. Az önce, kendisi değil miydi, samimiyetsizliği suç bildiğini kadına haykıran. Önce kadının kadın olmasına sonra var olmasına yabancılaşıyor. Gözleri bulanıklaşıyor. Bir tutam yakamoz, gecenin laciverte çalan siyahı, dalgaların aralarındaki husumetinin bitmeyişinin doğurduğu tatlı melodi ve en anlamsızı bir nefes kadın.
Acı duyuyor kadın, kendini ele verdiğini düşünüyor. Adamın bakışlarının anlamını yitirmesi ona zarar veriyor. Kadının eli adamın eline düşüyor. Adam bu düşüşün nedenini düşünüyor. Bu düşüş ona çok yabancı geliyor. Aklının ve bedeninin kontrolünü bu düşüşle kaybediyor. Adam bu kayıpla elindeki kağıt parçasında yazılı olan mekansızlık yazısına gözü çarpıyor. Şu zamana kadar geride bıraktığı her şeyi bir mekansız oluşuna mal ediyor. Geçmiş ve geleceğe hiçbir zaman inanmadığını