Söyleyen gerçekten söylediği kimsenin yararına bir
bilgiyi sunacaksa, yani onda yaşayan gerçeği tecessüm
ettirme çabası içine girmişse, onun bu haliyle kıdemli
olduğu önceden kabul edilmelidir. Bir filozofun yanlışını
çıkarmak üzere okumaya başlarsak hem kendimizi onun
üstüne koymuş oluruz, hem de onda yaşayan muhtemel
gerçeği yakalama imkânını kendimize kaparız. Yalnız bir
filozofu değil, bir arkadaşımızı anlamak için bile on
söyledikleri önünde eğilmek, onu doğru anlayabilmek icin
söyleyeceklerini peşin hükümlerden arınmış bir ruh hali
ile dinlemek zorundayız. Ama ne yazık ki günlük hayat
içinde insanlar başkasının söyleyeceklerini, söylemekte
olduklarını hep bildiklerini kabul ederler. 0 kadar ki,
çoğu kimse karşısındaki konuşurken onun gerçekten ne
dediğini anlama çabası göstereceğine, o susar susmaz ne
diyeceğini düşünerek dinler. Yani söyleneni hep “bilir".
Bildiği için de söyleneni hiçbir zaman anlayamaz, öğrenme
imkânını kendine tıkamıştır.