Kitaptaki karakterlerin, özellikle de Thad'in bu aşırı kaderci anlayışı benim çok ilgimi çekti. Adaya gelen herkes en başta "kendi yolumu kendim çizerim" havasındayken yavaş yavaş kitabı stoacı bi atmosfer sarmaya başladı. Stoa felsefesi de zaten Yunanlıların aşırı çaresiz ve depresif bir döneminde ortaya çıkmış. İnsanlar çaresiz kalınca kendinden daha yüce bi kuvvetin bi şeyler üzerinde tahakküm uyguladığını düşünerek kendini rahatlatıyorlar zannımca. Tercihlerinin mutlak sorumluluğunu almayıp, bir kısmını kadere yıkmak insanı büyük bi sorumluluktan ve dertlerinin bir kısmından kurtarıyor. "Ortaya çıkan bu kötü olaylar için kendimi suçlayamam, mutlak denetim bende değil sonuçta" diyor insan. Ada kitabı için de bu "kader" kavramı, adanın yani "Nil"in ta kendisine karşılık geliyor. Ne zaman iyi veya kötü bir şey olsa (özellikle de kötü bir şey olursa) bunun kaynağı Nil'e atfediliyor.
Çözümlemeleri bir yana alırsak, kitap zamanın ne kadar kısıtlı olduğunu ve hızlı aktığını adeta gözüme soktu. Öyle ki bi süre sonra ben bile kitabı hızlı hızlı okumaya başladım. Ayrıca yazar, zaman karşısında insanın çaresizliğini ve pes etme isteğini güzel aktarabilmiş bence.
Spoilerlı kısım
Ramia karakteri bana çok ilginç geldi öncelikle. Bence kitapta biraz daha yer almayı hak ediyordu. Serinin diğer kitaplarında bahsediliyor mu bilmiyorum ama sırf ona adanmış bir yan kitap okunmaya değer olabilirmiş.
Thad'in herkesin öncliklerini kendininkilerin önüne koyması başta sevimli gelse de bi süre sonra çok can sıkıcı olmaya başladı. Hele en sondaki kısım. Kapıya, son günü olmasına rağmen kendi yerine hala yaklaşık 9 ayı kalan Charley'i atması beni delirtti gerçekten. Thad'in bu gudubetliğiyle bir şeyin daha kapıya atlamasına engel olacağını tahmin etmiştim. Ama kendi şansını bu kadar