edaymus

edaymus
@alittleeda
Istanbul
65 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·56 syf.·
2022 25. kitabı
Mutlu Olma Sanatı - Arthur Schopenhauer İnsanın hayat serüveni mutlu hissetmek üzerine kurulu olsada, düşünürlere göre mutlu olmak diye birşey yoktur; mutsuz olmamak diye birşey vardır. Buna istinaden Aristoteles; " Akıllı insan hoş olanın değil acı çekmeyenin peşinde koşar" der. Mutlu olma sanatını hayatımıza uygulayabilirsek, çok kolay bir şekilde mutsuz olmayabiliriz ki burada bir parantez açmak gerekir; mutsuz olmamak mutlu olmak değildir. İşte size kitaptan mutsuz olmamak üzerine tavsiyeler: ~ Açık havada egzersiz ~Hayal gücünü dizginle ( herhangi bir konuda coşkun olan hislerini kontrol et; zira hayatın en basit gerçeğidir; sana asla zihnindeki olumlu veya olumsuzu, beklentiyi veya kaygıyı, hayata dair düşüncen, hayalin her neyse onu vermez. Ve bu sende her türlü hayal kırıklığına yol açar. Bu da seni mutsuz eder.) ~ Kıskanmayı bırak. ~ İstediklerin, yapabileceklerin olsun. (Eğer İstediklerin ruh özünü tatmin etmezse ne olursa olsun mutsuz olursun.) ~ Neşeni koru. ~ Anda kal. Geçmişte ve gelecekte yaşama. Geçmiş ve gelecek her zaman düşündüğünden farklıdır. ~ Öfke ve nefreti asla sözlerine ve eylemlerine yansıtma. ~ Arzularına hedef koy. ~ Sağlığını koru! "Sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan mutludur." ~ Şükret ve sahip olduklarına odaklan. Daha fazlasını isteyen, sürekli daha fazlasını isteyecektir. Ve bu asla mutluluk getirmez. Son olarak "KENDİN OL." "MUTLU OLMAK KOLAY DEĞİL; İÇİMİZDE ONU BULMAK ÇOK ZOR; BAŞKA YERDE BULMAKSA İMKANSIZ." Akıllı bir insan için sahip oldukları onu mutsuz etmemeye yeter. Eklemek gerekir ki, "hayat zevk alacak bir şey değil atlatılacak, savuşturulacak bir şeydir."
Felsefe-Düşünce
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·279 syf.·
2022 24. kitabı
Açlık ~ Hasan İzzettin Dinamo Serinin üçüncü kitabını da ağlamaklı bir halde yoğun duygular içinde bitirdim. Koskoca İstanbul'un gece yarılarını, arka sokaklarını, fakir insanlarını daha önce bu kadar açık açık ve göz önüne serici şekilde okuduğumu hiç sanmıyorum. 1928 yılının, İstanbul'unu öylece önümüze seriyor yazar, bu nasıl bir toplum gözlemi diyorum. Evet kitapta gözlem var ancak yargı yok. Açlık var isyan yok. Yetenek var değer yok. Makam var yetkili yok. Genç bir adamın idealleri uğruna İstanbul'a gelişi ve koca bir şehre sığmayışının hikayesi Açlık. Şehrin arka yüzündeki pis, sapık insanlarının, yozlaşmış insanlarının, düşmüş bir insanın başına neler gelebileceğinin hikayesi. Beklediği yerlerden sonuç alamayınca okuluna dönmek isteyen Musa bir yol çare aramak için didinir durur... Musa'nın, kim nereye götürse o yana çekilişi, açlığın ve hayat tecrübesizliğinin vermiş olduğu cahillikle türlü kötülüklerle sınanışı, içim almadı bazen ama herşeye rağmen iyilerde var dedirtti. En çok şaşırdığım ise yazarın dili, olayları öyle bir anlatıyor ki, siz sinirlenmeniz gerekirken sinirlenmiyorsunuz, şaşırmıyorsunuz, yargıda bulunmuyorsunuz, çünkü öyle aktarıyor yazar, bakın İstanbul'da bunlarda var diyor, aç kalan çocuklar da var, kimsenin fark etmediği, elinden tutmadığı çocuklar, neler görüyor, yaşıyor... Sadece bilin istemiş sanki. Kendisi de ne bir yargıda bulunmuş, ne de eleştirmiş, böyle insanlar da var diyip kafasını çevirip geçmiş... Tek bir yerde bir sorgu hissettim, bu belkide benim sorgumdu; ona yıllarca sen büyük adam olacaksın, sen çok yeteneklisin diyen büyük insanlar, neredeydi? Yüreğime oturan kitaptaki son dizeleri buraya yazmasam olmazdı; "Dün başıma vururken felek tunç yumruğunu Kovulduğum bu şehre şerefle gireceğim.
Edebiyat
AçlıkHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 200760 okunma
9/10
·105 syf.·
2022 7. kitabı
Yan Lianke - Günler Aylar Yıllar Ben çin edebiyatını çok fazla bilmiyorum ancak ne zaman okusam beni mutlaka etkiliyor. Kitap gerçekten bir oturuşta okunacak bir hikaye. Kuraklığın vurduğu Çin'de, bir kasabadaki yaşlı adamın hikâyesi. Ancak onun öyle güzel iki dostu var ki... Bir kör köpek ve bir cılız mısır fidesi... Yakan güneşin halkı terk etmesi için bir âdet varmış eskiden, iki su kabının arasına bir köpek bağlanırmış, köpeğin açlığı ve susuzlugundan belki utanırda güneş çeker gidermiş diye. Güneşin gitmesi ne kelime bir de köpeğin gözleri yanmış kurumuş... Işte bizim ihtiyar acımış ve almış yanına, o günden sonra başlamış dostlukları. Ah açlık... Açlıkla ilgili kitapları okumak çok zor. 100 sayfalık kitaba yaşam savaşı ve açlığın yedirebileceği her türden şey giriyor! Tüylerim diken diken oluyor. Tüm köylü köyünü terk ederken kuraklıktan dolayı, yaşlı bir adam terk edemiyor. Bir mısır fidesi büyütmenin umuduyla, hayatta kalmanın, yaşam mücadelesinin savaşını seriyor önümüze. Çok güzel ve etkileyici bir hikayeydi. Bence kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. Hikayenin içinde ki mesajın çok daha derin olduğunu düşünüyorum. Bu hikaye belkide bize hayatımızdaki hedefimizi, umudumuzu bir mısır fidesi üzerinden, o hayale ulaşmak için azmin yaşlı adanın çabasıyla, ve hayatın mutlaka ama mutlaka bir dostla daha iyi daha güzel ve daha kolay olduğunu gösteriyordur. Kim bilir?
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma
6/10
·680 syf.·
2022 6. kitabı
Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. İlk söylemek istediğim şey hayatımda beni bu denli rahatsız eden ve psikolojik olarak aşağı çeken, kafamı karıştıran, okurken yazara öfke duyduğum ve sinirlendiğim ilk kitaptı. Kitap varoluşun huzursuzluğunu anlatıyor diyemiyorum. Bu kitap hayat ve yaşam hakkında çarpıcı derecede kafa karıştırıyor. Aslında bir yerlerde bizi bize anlatıyor. Okurken kabul edemediğimiz düşünceleri kendimize itiraf etmediğimiz ama içimizde sürekli olarak taşıdığımız duygu ve düşünceleri sert bir şekilde ifade ediyor. Ben kitaba başlarken yazarı çok samimi buldum, ve bir o kadar haklı. Ancak ilerledikçe aşırı derece de modum düştü. Yani gerçeklikten rahatsız olmak değildi bu, herşeyden abartısız bir şekilde yaşamın tümünden huzursuz olmak artık çok bunaltıcı geldi. Biraz abartı buldum bu karamsarlığı. Yazılar artık gerçeklikten uzak, sorgulayıcı değilde tamamen depresif tarzda yazılmıştı ve yer yer zorlanmış gibiydi. Özellikle düş bölümü beni çok yordu, çünkü beni bana anlatmıştı. Oldukça hayalperest olan ben, bunun ne derece hastalıklı bir duruma dönüşebileceğini gördüm. Yeri gelipte hayattan kaçıp hayallere sığınan insanlar, okurken son derece zorlanacak diye düşünüyorum. Dil, yalın ve sade olabilir ancak ifade edilen anlamlar oldukça yorucuydu. Pessoa, hayatı, yaşamı, varoluşu ve daha bir çok şeyin zorluğunu yansıtmış, her türlü şeyden bir rahatsızlık bulmuş ve bunların huzursuzluğunu öylesine aktarmış ki... Haksız değil bence ama haklı da değil... Belki onun hayattan bu kadar rahatsız olma sebebi hayallere bu denli sığınmasıydı. Gerçek yaşam çok daha ağır geliyor bir kere hayal kurmanın zevkini alınca. Ama hayatta var olmuşken bir kere, her hayalin ardından tekrar tekrar var olmak çok daha zor. Bir
Edebiyat
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,5bin okunma
Karşına Çıktıysa Mutlaka Oku
10/10
·376 syf.·
2022 2. kitabı
Hasan İzzettin Dinamo - Savaş ve Açlar Birçok eser okudum, bir çok dünya klasiği okudum. Ancak ben hayatımın en iyi kitabıyla tanıştım. Ellerimi yüzüme kapayarak ağladım, çok ağladım. Ben beni bu kadar etkileyen bir kitap daha önce okumadım. Kitap, bir nevi Hasan İzzettin Dinamo'nun biyografisi diyebiliriz. Birinci Dünya Savaşı'nda cepheleri değilde, o cephelerde geride kalan ailelerin gözünden görüyoruz dünya harbini. Savaşı, kahramanlıktan, cepheden ve daha da içimizde yeri gelen gururlu duygularla tanımlıyoruz çoğu zaman. Gelin birde o cepheye giden on beşlilerin, yiğitlerin ailelerine bakalım. Hala ayni duyguda kalabilecek miyiz? Ben bu vatanın çocuğu olarak şu kitabı okuyunca diyebilirim ki, bizler ne insanlarımızı, ne coğrafyamızı ne de tarihimizi hakkıyla tanıyoruz. Bizler hiçbir halt bilmiyoruz. O kadar acılar var ki, okurken yediğiniz şeyler boğazınıza diziliyor. Böyle bir açlık, bu açlığı böyle bir anlatış, hayır kolay kolay bulamayız böyle bir anlatımı ve eseri. Çocukların açlıktan öldüğü bir dünya, hemde evlerinden iki şehit çıkmış bir ailenin, gerçi şehit çıkmayan fakir aile kalmamış ki... Zengin aileler bedel verip kurtarmışlar çocuklarını... Ah dünya her zaman aynı. Bir annenin çırpınışları, kocasını sarıkamışta şehit verdikten sonra, büyük oğlu, (bakmayın büyük olduğuna daha on beşli) ve onunda sehit oluşu ile verdiği hayat mücadelesini anlatıyor kitap. Yedi çocuğunu doyurmaya çalışıyor, hayatta ki tek gayesi bu. Köpek boku topluyorlarken, devlet bir yandan köpekleri zehirliyor, bataklıktan kesilen hayvanların bağırsaklarını leşlerini toplayarak yiyorlar, bir süre sonra bununda değerli olduğu anlaşılınca o bile para eder oluyor... İnsanın iç yüzünu, birinci Dünya Savaşı'nda kendi topraklarımızın perde arkasını gördüğümüz, acının, açlığın her bir
1000Kitap
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,195 okunma