Allah (c.c) seküler kimselerin beklentilerinin dünyayla sınırlı, ilmi düzeylerininse son derece sığ oluşuna şöyle işaret etmiştir: "O halde bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka arzusu olmayan kişilerden sen de yüz çevir. İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta!" (Necm, 53/29-30)
Yeryüzünün hangi coğrafyasında olursa olsun, hakikat yolcularının eninde sonunda İslam'a ulaşması, Cenab-ı Hakk'ın işte bu hidayetinin bir sonucudur. Yaratılış ayetlerini okuyarak var eden yegâne kudreti ikrar etme dürüstlüğünü ve iyiliğini yaşayan her kim olursa olsun, Allah (c.c.) onu zayi etmez! Hak din İslam ile mutlaka buluşturur ve ona vahyin ayetlerini işittirir. Nitekim buyurdu ki: "Allah onlarda bir iyilik bilseydi onlara da kesinlikle işittirirdi!" (Enfal, 8/23)
İslamiyet'in ilk yıllarındaki Mekke toplumunda artık kadın ve erkeğin kendilerine ve birbirlerine karşı belli hak ve sorumlulukları vardı. Ancak mekke toplumunda kadın, kocasına göre daha pasif durumdaydı. Mekke toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısının da etkisiyle bir kadının kocasının sözünün üstüne söz söylediği görülmezdi. Ailede koca son derecede etkindi, söz onda biterdi. Ancak Medine tarafında durum biraz daha farklydı. Hicret ile İslamiyet'in Medine'ye intikali sayesinde aile anlayışında yeni bir dönem başladı. Medine toplumunun ekonomisi daha çok ziraat odaklı bir yapıya sahipti. Tarımsal faaliyetlerde kadınlar aktif bir şekilde rol alabiliyorlardı. Bu durum, kadınların daha fazla söz sahibi olmalarına ve top-umsal yaşamda daha fazla etkili olmalarına olanak tanıyordu. Muhacir kadınlar (Kureyşli kadınlar) Medine'ye hicret edince Medineli kadınları başta biraz yadırgasalar da zamanla onlardan etkilendiler. Ensar kadınları hakkında Hz. Aişe (r.anha) şöyle diyor: "Allah ensar kadınlarına rahmet etsin. Onların utanma duyguları, dinlerini öğrenmeye engel olmazdı." (Ahmed bin Hanbel, VI, 148) Ensar kadınları bir konuda sorun yaşadıkları zaman hemen Hz. Peygamber'in (s.a.v.) huzuruna gelip sorarlardı. Hz. Peygamber'e soru soranların hemen hepsi neredeyse ensar kadınlarıydı. Çünkü onlar çok girişkenlerdi. Kureyşli kadınların onlardan etkilendiğini Hz. Ömer şu ifadelerle dile getirecekti: "Biz muhacirler kadınlarımıza hakimdik, sözümüzden çıkmazlardı. Medine'ye gelince gördük ki, Medine'nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar." (Buhari, Nikâh, 83; İbn Aşur, V, 41-42)
Allah'ın (c.c.) hidayet konusundaki sünneti (kanunu) şu-dur: "Eğer Allah onlarda bir hayır görseydi, elbette onlara işittirirdi." (Enfal, 8/23) Bir kişide hayır varsa, yani iç dünyasında "Ben gerçeği istiyorum, hikmete kavuşmak istiyorum." diye bir talep taşıyorsa, Allah (c.c.) ona hakikati kesinlikle duyurur.
Beşeri düzlemde bir öğretmen düşünün; "Ben anlatırım, anlayan anlar, anlamayan anlamaz." der. Bir öğretmen, ne kadar yetenekli olursa olsun, öğrencisinin idrakine nüfuz edip zorla anlamasını sağlayamaz. Ancak Cenab-ı Hakk'ın terbiyesi ve öğretimi böyle değildir. O (c.c.), dilediğinde kulunun kalbine ve zihnine nüfuz ederek anlamasını sağlar. Nitekim ayet-i kerimede Hz. Süleyman (a.s.) hakkında şöyle buyurulmuştur: "Süleyman'ın anlamasını sağladık." (Enbiya, 21/79) Allah (c.c.), hakikatin o kişinin nezdinde besbelli olmasını temin eder. Ortam ne kadar dezenformasyonla dolu olursa olsun, zihinler ne kadar karışık olursa olsun; eğer bir insan samimiyetle hikmetin arayışı içindeyse, hakikatin ona erişimi güvence altındadır. Bu, Zü'l-Celal olan Allah tarafından garanti edilmiştir. O hâlde akla şu soru gelebilir: Madem Allah (c.c.) dilediğine hakkı duyuruyor ve bu garanti altında, biz neden oturup anlatıyoruz, konuşuyoruz, tebliğ ediyoruz? Cevap şudur: Cenab-ı Hak emrettiği için. Biz, sadece Allah'ın (c.c.) em r i yerine gelsin, Rabbimize karşı sorumluluğumuz ifa edilsin diye bu çabayı gösteriyoruz. Yoksa hidayeti yaratmak veya hakkı kalplere sokmak bizim elimizde değildir; Allah (c.c.), hak eden kuluna hakkı zaten besbelli edecektir.
Eğer sen, konuşmaya harcadığın zamanı tefekkürde kullansaydın, çoğu zaman tefekkür ettiğin anda ,Allah Teâlâ'nın rahmetinin güzelliklerine ve büyük ihsanlarına nail olurdun.