Sena

Sena
@alohavera
"Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir."
İki Mektup Arasında
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2020 20:38
Bu kitap hakkında bir şeyler yazmasaydım yüreğim beni rahat bırakmayacaktı. Zambaklardan bahsetmek istiyorum öncelikle, asil ve zarif o çiçeklerden. Birkaç zambağın yanından geçerken duyduğunuz o hoş kokuları yüzünüzde bir tebessüm bırakırlar. Sıkmaya kıyamadığım bir parfümümün kokusudur aynı zamanda. Zambak benim için olduğu kadar insanlık tarihinde de önemli bir yere sahip. Bunlardan biraz bahsetmek gerekirse, Yunan Mitolojisinde zambağın Hera’nın sütünden filizlendiği düşünülür bu yüzden dişiliği sembolize eder. Asaleti temsil eder ve de Fransız Kraliyet sembolü bir zambaktır “fleur de lis”. Beyaz zambak ise erdemi temsil eder ve de iffeti, tıpkı Henriette gibi. Ve sonra vadilerden bahsetmek istiyorum. Bir vadi göz kamaştırıcı birçok çiçekle bezenebilir ancak beyaz bir zambak kendini onlardan ayırmayı bilir, sadece bir zambak olarak. “Kadın kadındır, çiçek anandır!” sloganı her ne kadar sevdiğim etkileyici bir slogan olsa da çiçeklerle anılmayı seviyorum (mesela bir nilüfer ile). Nitekim romanın başkarakterlerinden Henriette de öyle, hatta bir zambağa benzemek için sevdiğinin, Felix’in, gözünde bembeyaz giyinen bir kadındır kendisi. Romanımız 19. yy Fransa’sının savaş sonrası bir döneminde geçiyor. Asaletin, zarafetin ve de erdemin hüküm sürdüğü bir toplumda… Duruşunuz ve düşüncelerinizle varolabildiğiniz bir zaman diliminde en önemli şey kelimelerinizdir ve bu kitapta kelimelerin ruhla olan dansına eşlik edeceksiniz Fransa’nın yakın dönem geçmişindeki toplum hayatını ve bakış açısını gözlemlemek için iyi bir roman. Aristokraside bir yere gelmek için verilen emekler ve yapılması gereken fedakarlıkları, ayrıca üst mevkilerde düşünme şeklini başkarakterlerden Felix ile çok net anlatan bir eser. Mösyö de Vandenesse’e bunu Henriette’nin öğütleri ve yüksek yerlerdeki
Edebiyat
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Votkalarla Bir Milyar Yıl
7/10
·152 syf.··
2020 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2020 17:33
Son günlerin en şiddetli Mayıs sıcağı şehrimi boğuyordu. Turtaya dönmüş çatıların üzerinden nefis buharlar yükseliyordu. Caddedeki bütün pencereler ardına kadar açıktı, tabii benimki de. Gür ağaçların zayıf gölgelerinde ihtiyar kadınlar, apartmanlarının önündeki avlulara bir tabure atıp eriyebilirlerdi ancak Korona vardı, balkonda eriyorlardı. İncelememi tamamlamak için masamı toparlıyorum, sonuna kadar açtığım pencerenin yanına kuruluyorum. Notlarımı karıştırmaya başlıyorum. Hah, burada kalmışım işte: “Arkadi ve Boris kardeşlerin İthaki Bilim Kurgu Serisi’ndeki ilk kitapları, benim de onlardan okuduğum ilk kitap. Bu kitaba bilim kurgu özlemiyle yanıp tutuştuğum bir dönem başlamıştım. Eh, pek de umduğum bilimi bulduğum söylenilemez ancak farklı bir yaklaşım buldum ki bu da hoş. Bu farklı yaklaşımı biraz açmak istiyorum, şöyle ki bu kitapta bilinmeyen bir güç bahsi var ve bu tüm kitabın esas ögesi aslında. Kitapta bu bilinmeyen güç, karakterlerin üzerindeki etkisi ve neden olduğunu düşünüldüğü olaylar ile hissediliyor sadece. Bu gücün ne olduğunu, neye benzediğini amaçlarının ne olduğunu bilmiyorsunuz.” Şuraya şöyle bir cümle daha ek… “Ring, ringg”. Ev telefonu çalıyor, kaldı mı bunlar ya diyerek ahizeyi kaldırmaya gidiyorum. “Alo!” “Alo FTS Tur mu?”. “Hayır, burası benim dairem…” “Dıt..dıt…dıt…” Ahizeyi kulağımdan indirip önüme getiriyorum ve sağını solunu çevirip biraz inceliyorum, “İlginç”. Bu ne alakasız bir aramaydı. Kendime bir bardak kola doldurup defterime doğru yol alıyorum. Aklıma geçen gün market sırasında önümde şişelerce votka alan o iriyarı adam geldi. Bu ne yoksunluktur ki sabahın köründe votka almaya götürür insanı? Hem ne votkası ya, Rusya’da mıyız!? Zihnimdeki düşüncelerle incelememin başına oturuyorum. Çok yol kat ettiğim söylenilemez ama her şey
Kıyamete Bir Milyar YılArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 20152,114 okunma
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2018 11. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2018 00:00
Didem Madak nasıl 'çiçekli şiirler yazmayı ruhu açısından faydalı' buluyorsa ben de Didem Madak okumayı ruhum açısından faydalı buluyorum. Herkesin bu hayatta bir yazarı, bir şairi olması gerektiğini düşünenlerdenim; tüm kitaplarını okuduğu, hakkında her şeyi bildiği, kalbinin bir köşesini ona ayırdığı... İşte benim için bu şair Didem Madak. Ben ki şiir sevmeyen, şairler hakkında katı önyargıları olan (ki İkinci Yeni şairlerinin şıpsevdiliği ve Tomris Uyar hanımefendinin bu konuda çok katkıları olur) biriyken, bir gece şiirsever bir arkadaşımın ısrarlarıyla ona okumak için şiir ararken karşılaştım Didem Madak'la. Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım derken eşlik ettim ona. Çiçekli şiirler yazmak istemesine buruk bir gülümsemeyle karşılık verip çiçekler kuruttum Grapon Kağıtları'nın sayfalarında onun için. Şiiri sevdim, onun şiirini. Didem Madak, yazdığı her satır yaşanmışlık kokan şairlerden. Şiirlerinin, onu tanımayan biri tarafından okuduğunda 'ilginç betimlemelerle oluşturulmuş, ilişkisiz nesnelerle bir araya getirilmiş sözcükler' olarak tanımlayıp yüzünde bir gülümseme bırakması doğaldır. Hayatını öğrendikçe şiirleri daha bir anlam kazanıyor, gülümsemenize bir burukluk eşlik etmeye başlıyor. Mesela: "Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum" dizeleri, eşinden boşandığında düştüğü maddi sıkıntılarla bir bodrum katına taşındığını öğrendiğinizde daha bir anlam kazanıyor. "Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı." satırları annesinin ölümünden sonra başka biriyle evlenen babasıyla hayatına giren üvey annesini, onlardan üniversiteye kaçışını betimliyor. "Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc'a evin karşılığında verdim Çok
Edebiyat
Grapon KâğıtlarıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 201217,6bin okunma
10/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2018 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2018 00:00
Merhaba. Bu kitabı okumak bazı yerlerinde çok zorladı beni itiraf etmeliyim. Sayfalarının az olduğuna bakmayın, elinizdeki gerçek bir hayatın öyküsü. İçindeki karakterler bazı zorluklara gerçekten direnmiş ve yenik düşmüş kişiler. Size Kanat Güner'den bahsetmek istiyorum öncelikle. Orta halli bir ailenin küçük bir Anadolu şehrinde sevgisiz büyüyen bir kızından. Sevgisiz büyüdüğünü özellikle belirttim çünkü sevgisizlik intiharına giden domino taşlarının ilkiydi. Zor bir hayatı vardı Kanat'ın bir sonraki domino taşları dizilmekte çok gecikmedi. Yalnız kalmak istemiyordu, sevgisizlik yarasıydı bu yüzden kimde ufacık bir sevgi kırıntısı görse onunla gidiyordu. Hayatına giren kimse ona tek başına gelmedi ne yazık ki ; akineton, esrar ve en sonunda da eroin. Zeki insanların başına bela açan bir özellik vardı onda da 'farkındalık'. Hayat hepimizin başına çeşitli dertler açıyor ama aşırı farkındalık insanın hayatını bir kabusa çevirebiliyor. Bunca karmaşanın içinde kendi doğrularınız, toplumun istedikleri, içinde düzen barındırmayan düzen sizi uçurumlara sürükleyebiliyor. Ve hepimizin ortak bir kararla kötülediği 'zararlı alışkanlık'ların içine düşen insanları çok çabuk bu şekilde yaftalayabiliyoruz: Uzak durulması gereken zararlı insanlar. Oysa eleştirmemiz, karşı çıkmamız gereken şey o insanlar değil o insanları bu duruma düşüren olaylar olmalıydı öncelikli olarak. Bu kitabı okumadan önce, durumu hiç böylesine düşünmemiştim, ben de uyuşturucu kullanan insanlara bu gözle bakıyor ve kendimce hor görüyordum. Çünkü ben 19 yaşında, hiç kötü arkadaşı olmamış, zararlı alışkanlıklara bulaşmamış, çarpık düzenin çıkıntıları bana battığında ise buna sadece kuru bir depresyonla karşı çıkan bir kızdım. Olayların derinliğini hiç sorgulamamıştım. Başta bu olmak üzere bir çok konuda
Eroin GüncesiKanat Güner · Stüdyo İmge · 20011,692 okunma