Son günlerin en şiddetli Mayıs sıcağı şehrimi boğuyordu. Turtaya dönmüş çatıların üzerinden nefis buharlar yükseliyordu. Caddedeki bütün pencereler ardına kadar açıktı, tabii benimki de. Gür ağaçların zayıf gölgelerinde ihtiyar kadınlar, apartmanlarının önündeki avlulara bir tabure atıp eriyebilirlerdi ancak Korona vardı, balkonda eriyorlardı.
İncelememi tamamlamak için masamı toparlıyorum, sonuna kadar açtığım pencerenin yanına kuruluyorum. Notlarımı karıştırmaya başlıyorum. Hah, burada kalmışım işte: “Arkadi ve Boris kardeşlerin İthaki Bilim Kurgu Serisi’ndeki ilk kitapları, benim de onlardan okuduğum ilk kitap. Bu kitaba bilim kurgu özlemiyle yanıp tutuştuğum bir dönem başlamıştım. Eh, pek de umduğum bilimi bulduğum söylenilemez ancak farklı bir yaklaşım buldum ki bu da hoş. Bu farklı yaklaşımı biraz açmak istiyorum, şöyle ki bu kitapta bilinmeyen bir güç bahsi var ve bu tüm kitabın esas ögesi aslında. Kitapta bu bilinmeyen güç, karakterlerin üzerindeki etkisi ve neden olduğunu düşünüldüğü olaylar ile hissediliyor sadece. Bu gücün ne olduğunu, neye benzediğini amaçlarının ne olduğunu bilmiyorsunuz.” Şuraya şöyle bir cümle daha ek…
“Ring, ringg”. Ev telefonu çalıyor, kaldı mı bunlar ya diyerek ahizeyi kaldırmaya gidiyorum.
“Alo!”
“Alo FTS Tur mu?”.
“Hayır, burası benim dairem…”
“Dıt..dıt…dıt…” Ahizeyi kulağımdan indirip önüme getiriyorum ve sağını solunu çevirip biraz inceliyorum, “İlginç”. Bu ne alakasız bir aramaydı. Kendime bir bardak kola doldurup defterime doğru yol alıyorum. Aklıma geçen gün market sırasında önümde şişelerce votka alan o iriyarı adam geldi. Bu ne yoksunluktur ki sabahın köründe votka almaya götürür insanı? Hem ne votkası ya, Rusya’da mıyız!? Zihnimdeki düşüncelerle incelememin başına oturuyorum. Çok yol kat ettiğim söylenilemez ama her şey