Kitap, çeşitli kısa hikayelerden oluşuyor. Zamanda yitip gitmekten, yaşanılan şeylerin boşluğuna ve beklentileri hikayelerinde işleyen bir yazar Dino Buzzati. Özellikle Tatar Çölü kitabında bu işi zirveye çıkarmıştı; gerçekten çok iyi bir romandı o. Bu kitabında ise küçük metaforlarla ufak mesajlar verme ve bu mesajların bile hayatımızda büyük yer edinebileceğini kanıtlama derdinde sanki.
Ancak her hikâyesinde anlatmaya değer bir öğreti bulamadığımı itiraf etmeliyim. Belki bu benim kafasızlığımdandır, o kadarını bilemem. İlk hikâyesi “Büyücü”de, karakterimizin içindeki savunduğu şeyi sonuna kadar götürmesini sağlayacak gücü bulmasına yardımcı olan biri var. Yani, şeytanın avukatlığını yaparak gizliden savunulan bir fikri, ateşli bir savunuya dönüştürüyor gibi.
“Bahçede Tümsekler” hikâyesinde ise her ölümün, hayali bahçemizde bir tümsek olduğunu ve ara sıra o ölümü hatırlayarak bu tümseklere takıldığımızı metaforik biçimde anlatmış yazar. Basit ama güzeldi bence. Her komplike olay güzel olmak zorunda değil. Aslında bunun günah çıkarmasını ilk hikâyede yapmış yazarımız. Çünkü ilk hikâyede büyücü, yazarların artık okuyucu bulamayacağını; okuyan kesime hitap edebilmek için yazıların daha girift hâle gelmesi gerektiğini savunuyor.
Basit olay örgülü, neden-sonuç ilişkisine dayanan, belki de didaktik eserlerin artık bulunamayacağını anlatıyor. Okuduğumuz romanlar, izlediğimiz filmler ve diziler, hep komplike olay örgüleriyle okuyucuyu ya da izleyiciyi kendine bağlamaya çalışan birer makineye dönüşüyor. Doyumsuzlaşan tüketiciye bunlar da yetersiz gelmeye başlayınca, ortaya kimsenin anlayamayacağı; saçma, boş sembollerle doldurulmuş sanat eserleri çıkmaya başlıyor. Yazar, işte bu duruma atıfta bulunmuş ilk öyküsünde.
Devam eden öykülerdeyse basit olay örgüleriyle, kolayca