Bu zamana kadar okumak için kendimi cesaretlendirdiğim, en çok araştırmasını yapıp karar vermekte zorluk çektiğim o kitabı ben de bitirmiş bulunmaktayım...Ben bile okuduğuma inanamıyorum. Ben bile nasıl başladığımı, nasıl bitirdiğimi bilmiyorum. Bitirme zamanı olarak 16-17 gün gösterebilir, ama ben 824 sayfanı sadece 4 güne bitirmiştim, sadece incelemesini yazmak kalmıştı. Her yerde o meşhur alıntını, her yeri bu kitabın alıntıları istila etmiş durumda. Peki bana göre hak ediyor mu?
Evet, hak ediyor! Kitapta en korktuğum detay tabi ki, dramın ağırlığı ve o dramın 824 sayfaya nasıl işlenmiş olmasıydı. Eğer beğenmeseydim, 824 sayfaya harcadığım vakit çöp olacaktı ve devam da etmezdim zaten. Yeni bir evren, çok seveceğim ve bağlanacağım yeni bir kurgu arıyordum, Bülbül Kapanı, Saka ve Sanrı, Bazı İnsanlar Böyle Yaşar gibi bağlandığım kurgular bittikten sonra buna ihtiyacım vardı. İncelemeni geciktirdikce geciktirdim, çünkü söylenecek şeyler o kadar çok ki...Ama bir o kadar da susup sadece film gibi izlemek geliyor içimden...Kitabı en çok sevdiren detay da buydu. Film gibiydi, akdı, gitti, 824 sayfa değil de, max 600-650 sayfa gibi geldi. Kitapta her duygu o kadar iyi işlenmiş ki, anlatamıyorum, okuyarak anlamak mümkün. Öyle anlar oluyor ki, içiniz harap ola-ola ağlamak istiyorsunuz, bazen sadece küçücük bir olaya şükür ediyorsunuz ve o olay o kadar küçük ki, şükür ettiğinizde kendinize şaşırıyorsunuz. Bazen de o kadar sizin için sade bir şeye ana karakterler gibi utanıyorsunuz. Bu kitap bana en çok neyi mi öğretti? Çok, ama çok küçük bir şeye bile sevinip şükür edebilmeyi...
Kitabın konusu zaten çok iyi ve güzel de mantık çerçivesine oturtulmuş. Konusu, gerçekten, benim için o kadar iyi ki, anlatıp büyüsünü bozamam.
Karakterlere gelelim.
1. Ali Ecevit- ah Ecevit, ah...Sen