Sömürücü kurumlar toplumda muazzam eşitsizlikler oluşturup gücü elinde tutanlar için büyük zenginlik ve denetimsiz güç sağladığından, devletin ve kurumların hâkimiyetini ele geçirmek isteyenler olacaktır. Dolayısıyla sömürücü kurumlar yalnızca bir sonraki sömürücü rejimin önünü açmakla kalmazlar, aynı zamanda bitmek bilmeyen iç çatışmalara ve iç savaşlara da neden olurlar. Bu iç savaşlar da daha fazla acıya neden oldukları gibi, bu toplumların ulaştığı çok az bir merkezileşmeyi de yok ederler. Ayrıca bu, sıradaki bölümde göreceğimiz gibi, genellikle kanunsuzluğa, devletin acze düşmesine ve siyasal kaosa yol açan bir süreç başlatarak ekonomik refaha dair tüm hayalleri yıkar.
Hırsız diktatörler, buna benzer belaları bir ulusun başına bela edebilirler.·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İngiltere 1688’de Görkemli Devrim’in ardından bir demokrasiye dönüşmedi. Bilakis, nüfusun yalnızca küçük bir dilimi resmi temsile sahipti. Fakat asıl önemlisi İngiltere’nin çoğulcu olmasıydı. Çoğulculuk bir kez sağlandığında kurumların zamanla daha kapsayıcı hale gelmesine yönelik bir eğilim oluşmuştu; bu zorlu ve belirsizliklerle dolu bir süreç olsa bile.
Bu bağlamda İngiltere verimli döngüye tipik bir örnekti; kapsayıcı siyasal kurumlar yetki kullanımına ve gaspına kısıtlama getiriyordu. Ayrıca kapsayıcı ekonomik kurumlar oluşturma eğilimindeydiler ki, bu ekonomik kurumlar da karşılığında kapsayıcı siyasal kurumların süreklilik şansını artırıyorlardı.
Marksist subay Mengistu’nun bir sarayda yaşamaya başlaması, kendini bir imparator olarak görmesi ve tıpkı Haile Selassie ve ondan önceki diğer imparatorlar gibi kendini ve maiyetindekileri zenginleştirmesi gerçekten de bir farstı.
Hırsız diktatörlerin, ne gerçekten imanı, ne de bir ideolojisi yoktur. Onlar her şeyi amaçları için araç olarak kullanır.·Kitabı okudu
Haile Selassie ile Mengistu arasındaki ya da Sierra Leone’nin İngiliz sömürge valileri ile Siaka Stevens arasındaki geçişin ortaya koyduğu kısır döngü örüntüsü öylesine uç ve bazı noktalarda öylesine tuhaftır ki, özel bir ismi hak ediyor. 3. bölümde bahsettiğimiz gibi, Alman sosyolog Robert Michels bu durumu “Oligarşinin Tunç Yasası” olarak adlandırıyor. Michels oligarşilerin ve aslında tüm hiyerarşik örgütlerin iç mantığının, yalnızca iktidarda aynı elit varken değil, aynı zamanda tamamen yeni bir grup kontrolü ele geçirdiğinde de kendilerini yeniden üretmelerine yol açtığını ileri sürüyor. Michels’in beklemediği şeyse muhtemelen Karl Marx’ın tarihin kendini tekrar etmesi –ilkinde trajedi, ikincisindeyse komedi olarak– şeklindeki görüşünün bir yankısıydı.
Mesele yalnızca çoğu Afrikalı bağımsızlık sonrası liderinin aynı konuta yerleşmeleri, aynı iltimas ağlarını kurmaları ve piyasaları manipüle edip kaynakları sömürmek için, yerlerini aldıkları sömürge rejimleri ve imparatorlarla aynı yöntemlere başvurmaları değildi; mesele aynı zamanda işleri daha da kötü hale getirmeleriydi.
Hırsız diktatörler, hep kendierinden önceki sövdüklerinin kötü (komik) bir örneğine dönüşüyorlar.·Kitabı okudu