Alpay

Şöyle devam ediyordu (Theodore Roosevelt): “Sosyal ıslah peşinde olanlar şiddet suçunun tüm siyasal yapısından kurtulmak için iş çevrelerinin kurnaz suç dünyasından kurtulmayı da hedeflemelidir.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Taqali Krallığı geç 18. yüzyılda İsmail adında bir adamın liderliğindeki bir grup savaşçı tarafından kuruldu ve 1884’te İngiliz İmparatorluğu’na dahil edilinceye dek bağımsızlığını korudu. Taqali kralları ve halkı Arapçayı yazı dili olarak kullanma olanağına sahiptiler fakat kullanmadılar. Yalnızca krallar başka devletlerle haberleşmede ve diplomatik yazışmalarda kullandı. İlk bakışta bu durum çok kafa karıştırıcı görünür. Yazının Mezopotamya’da ortaya çıkışına ilişkin yaygın kanı bilgiyi kayıt altına almak, halkı kontrol etmek ve vergi almak için yazıyı devletlerin geliştirdikleri yönündedir. Peki, Taqali devleti bunlarla ilgilenmiyor muydu? Taqali devletinin tarihsel rekonstrüksiyonu üzerinde çalışan tarihçi Janet Edward, 1970’lerin sonlarında bu sorulara yanıt aradı. Meselenin bir boyutu şuydu; yurttaşlar devletin hak talep etmesine olanak sağlayarak kaynakların –örneğin verimli toprakların– kontrolü için kullanılmasından korktuklarından yazının kullanımına direnç gösteriyorlardı. Ayrıca daha sistematik bir vergilendirmeye yol açacağından endişe ediyorlardı. İsmail’in başlattığı hanedanlık güçlü bir devlete dönüşmedi. İsteseydi bile, devlet yurttaşların itirazları karşısında bir irade gösterebilecek güçte değildi. Ancak daha başka, daha incelikli etkenler de vardı. Pek çok elit siyasal merkeziyete karşı çıktı, örneğin yurttaşlarla sözlü iletişimi yazılı olana tercih ettiler çünkü bu onların takdir gücünü azami düzeye çıkarıyordu. Yazılı kanunlar ya da kurallar geri alınamaz ya da inkâr edilemezdi ve değiştirilmeleri de çok zordu. İdari elitin tersine çevirmeyi isteyebileceği kıstaslar oluşturuyorlardı. Böylece Taquali’de ne yöneticiler ne de yönetilenler yazıyı kullanmaya başlamayı çıkarlarına uygun görmediler. Yönetilenler yönetenlerin onu nasıl kullanacağından
Modern anarşizmin kurucularından radikal filozof Peter Kropotkin, Rusya’da 1825’ten 1855’e dek hüküm süren Çar I. Nicholas devrinde serfliğin nasıl işlediğine dair canlı bir tasvir sunmuştu. Kropotkin’in çocukluğundan anımsadıkları şunlardı: "Ailelerinden ve köylerinden koparılan; satılan, kumarda kaybedilen yahut bir iki av köpeğiyle takas edilen ve Rusya’nın uzak kesimlerine nakledilen kadınların ve erkeklerin hikayeleri [...] ebeveynlerinden alınıp zalim ve ahlaksız efendilerine satılan çocukların; işitilmedik bir gaddarlıkla her gün ahırlarda kırbaçlanmanın; tek kurtuluşu kendini boğmakta gören bir kızın; saçları efendisine hizmet ederken ağaran ve sonunda kendini onun penceresinin altına asan yaşlı bir adamın; ve I. Nicholas’ın generallerinin sıradan çekip çıkardıkları onuncu ya da on beşinci adamı ölesiye kırbaçlayıp köylerin harap ederek bastırdıkları serf isyanlarının hikayeleri [...] Bazı köylere, özellikle de imparatorluk ailelerine ait olanlara yaptığım seyahatlerde gördüğüm yoksulluğa gelince; buna şahit olmamış okurlara yaşanılan sefaletin sözle tarifi mümkün değildir."
İngiliz hayırsever Robert Owen Avusturya hükümetini yoksul insanların koşullarını iyileştirmek için bazı sosyal reformlar yapmaya ikna etmeye çalıştığında Metternich’in yardımcılarından Friedrich von Gentz, “Geniş kitlelerin varlıklı ve bağımsız bir hale gelmelerini hiç de istemeyiz [...] Aksi takdirde onlara nasıl hükmederdik?” yanıtını alacaktı.
18. yüzyılda Habsburg mutlakıyetçiliği güçlenirken monarşik nitelik taşımayan kurumların gücü daha da azaldı. Avusturya’nın Tyrol eyaletinden bir temsilciler heyeti Francis’e bir anayasa için dilekçe verdiğinde Francis, “Demek bir anayasa istiyorsunuz! [...] Şimdi bakın, anayasa hiç umurumda değil, size bir anayasa veririm; fakat askerlerin bana itaat etmesi gerektiğini bilmelisiniz. Ayrıca paraya ihtiyacım olduğunda iki kere sormam [...] Ve her halükarda söyleyecekleriniz için size dikkatli olmanızı tavsiye ederim” demişti. Bu sözlerle karşılaşan Tyrollü liderler, “Böyle düşünüyorsanız, anayasa olmasın daha iyi” diye karşılık verince Francis’in yanıtı “Ben de aynı kanaatteyim” olmuştu.