Gerçeklik, hakikatın kısmi ve taraflı da olsa bir temsili olma yükümlüğü taşır. Ancak bilgi genellikle gerçeği keşfetmek yerine düzen kurmak için kullanılır. Bu yüzden toplumları şekillendiren, tarih boyunca gittikçe artan yayılma hızı ile bilgi ağları olmuştur.
Harari’nin Neksus’u, bizi bir arada tutan o "toplum mitinin" yüksek hacimli bilgi ağları altında nasıl dönüşebileceğini, hatta ezilebileceğini tartışıyor. Goethe’nin dediği gibi, 3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşar. Ancak geçmiş hesabının günümüzü bile anlamaya yetmeyeceği bir noktaya doğru evriliyor olabiliriz ilk defa; çünkü aramıza yeni, yabancı ve çok güçlü bir oyuncu daha katıldı: Yapay Zeka.
Bilinci olan pek çok canlının arasından zekası ve mit yaratabilme gücüyle sıyrılabilmiş insan, zekası olan ama bilinci olmayan bir varlıkla nasıl başa çıkabilir? Tarih, bilgiyi elinde tutanın dünyayı şekillendirdiğini öğretti bize. Dünyanın tüm bilgisine sahip yapay zeka, şimdi bunu insanlığın lehine mi kullanacak, yoksa aleyhine mi? İklim krizine veya tedavisiz hastalıklara çare mi olacak, demokrasiyi mi güçlendirecek, yoksa yapay zeka otokrasisinin harcanabilir ve yalnızlaştırılmış piyonlarına mı dönüşeceğiz? Etrafına bakıp kusursuzluğu ve mükemmelliğiyle övünen insan, kendi yarattığı büyücünün çırağı olmayı kabullenebilecek mi? Hem de bu büyücü, daha bebek yaşlarında bizi bizden daha iyi tanımayı başarabilmiş yüksek manipülasyon kapasiteli, uyumayan, acıkmayan, yorulmayan, şefkat veya nefret duymayan, yani tüm zayıflıklarımızdan azat bir varlıkken. En iyisi fişini çekmek mi?
"Yeni teknolojiler genellikle felaketlere yol açar, fakat bunun sebebi teknolojinin doğası gereği kötü olması değildir, insanların bu teknolojileri akıllıca kullanmayı öğrenmelerinin zaman almasıdır" diyor