[Modern insanın] bireyselliğinden geriye kalan tek şey ve dolayısıyla özgürlük tanımı, komşusuyla ekonomik anlamda yarışma özgürlüğü müdür? Yani bir diğer deyişle, banliyöde oturan bir vatandaş her yıl yeni bir araba alamasa, daha büyük bir ev alamasa ve onu komşusununkinden biraz daha farklı bir renge boyayamasa hayatının amacının kalmadığını ve bir birey olarak var olmayacağını mı hissetmeye başlardı? Rekabetçi, müdahalesiz ekonomiyle gelen özgürlüğün sırtlandığı yük, kanımca özgürlüğe dair gerçek bir anlayışı nasıl yitirdiğimizin de bir göstergesidir.
Ergenlikte (muhtemelen diğer evrelerde de) ebeveynin temsil ettiği şeye karşı isyanın gücü çoğu zaman aşırıdır, çünkü bu genç kimse, aslında kendi dünyaya adım atma endişesiyle mücadele etmektedir. Anne babası ona "yapma" dediklerinde onlara meydan okumalıdır, çünkü bu "yapma" ifadesi aslında kendi korkak yanının, ebeveynin ördüğü koruma duvarından çıkmama eğiliminde olan yanının içten içe söyleyip durduğu şeydir.
Nietzsche, yaşadığı toplumdaki kabul gören ahlak anlayışında kırgınlığın oynadığı rolün öneminin farkındaydı. Ortasınıfın bastırılan kırgınlıklarla dolu olduğunu ve bu durumun dolaylı olarak "ahlak kuralları" biçiminde tezahür ettiğini hissediyordu. "Ahlak kurallarımızın temelinde hınç yatıyor" iddiasındaydı