Alsemender
Doğru ne? Yalan ne? Sorularını sora sora önce felsefe okumuştu, sonra ruhbilim; daha sonra da, beyninin en ince işlemlerini araştıran bir bilim dalında uzmanlaşmış, bu bilimin yanı sıra, doğru yalan sorunuyla uzak yakın ilişkisi olabilecek birçok başka bilimle de uğraşmıştı. Ele gelir birçok sonuç elde etmişti bu çalışmalarından. Yine de kavramlar arasında köşe kapmaca oynar gibiydi. Bir kavram, bir başka kavrama atıyordu onu; bir bilim, ötekine. Yılmamıştı, yılmıyordu. Ama bütün bu çalışmaların ötesinde -ya da berisinde- gündelik yaşamını sürdürmek zorunda olduğunu biliyordu; bu yaşamı sürdürmek de, doğruculuğu sürekli olarak yaşamak demekti. Doğruluğunu bilenlerin başında kendi gelirdi ya, bilirdi ki kendini aldatmak da pek kolaydır. Bu yüzden, her an aldanabileceğini, doğruyu söyleyeyim derken kendini aldatabileceğini, dolayısıyla başkalarını da aldatabileceğini düşünerek, konuşur eylerdi her zaman. Durmadan yoklardı kendini. Gördüğünü, elinden geldiğince, yanlış ya da süsleyici, değiştirici, güzel düşürülmüş yorumlara sapmaksızın anlatmaya çalışır, yaptığına yaptım yapmadığına yapmadım derdi. Eski kitapları, yazmaları da inceleme merakına kapılalı, eskilerin bildiklerini öğrenmek üzere kitaplıktan kitaplığa giderek toz yutmağa alışalı, diri hayvanların diri beyinleri üzerinde girilen deneylerinde, mantığın, dil bilimin, matematiğin, bilgi işleminin de hem ötesinde hem berisinde kalan bir başka dünyaya ayak atmıştı. Kimi bilgiler sınanmağa değer görünüyordu, kimine ise ancak gülünürdü.
Sayfa 164·Kitabı okudu
1000Kitap
Alsemender
Ne olur, yalnızlığımda beni yalnız bırakmayın...
Sayfa 177·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Alsemender
"Doğruculuğunu bilenlerin başında kendi gelirdi ya, bilirdi ki kendini aldatmak da pek kolaydır. Bu yüzden, her an aldanabileceğini, doğruyu söyleyeyim derken kendini aldatabileceğini, dolayısıyla başkalarını da aldatabileceğini düşünerek, konuşur, eylerdi her zaman."
Alsemender
"Yalan kötüydü. Yalan söylenmezdi. Kırdığını, yırttığını gizlemeden söylemeğe alıştırıla alıştırıla büyütüldü ama, her düşündüğünü söylemenin, açığa vurmanın da yakışık almayacağını öğretmeğe çalıştılardı bu arada. Söylenecek doğrularla söylenmeyecek doğruların sınırını genç yaşında sezmeğe başladıydı denebilir; ne var ki, yaşı ilerledikçe, bu sınırı sezmekle kalınamayacağını öğrendikçe, bir gün kesin bir sınır çizebileceği umudunu da iyice yitirdiydi."
Alsemender
"Sözlüklerde boşuna aramayın. Bulsanız da, uydurma bir çiçektir. "Yalnız tek bir kitapta, alsemender adı şöyle açıklanıyordu: "Eskiden, ateşten doğup ateşte yaşadığı için, al renkli semenderler varmış. Bunlar pek azrak olduğu için, varlıklarına kimse inanmazmış. Görenler de, ya sözlerine inanılmadığı, ya da gözlerine inanamadıkları için susmağı yeğlerlermiş. Gel git zaman, varlıklarına inanılmaması karşısında, ya da, yalnız masallarda kalmalarından ötürü, büyük bir üzüntüye kapılan bu semenderler, en yaşlılarının buyruğuna uyarak gidip bu çiçeklerden birer yaprak yemişler; hepsinin rengi değişmiş, bildik, görülegelen semenderlere dönmüşler. Bunu bilen bilgeler de, bu bitkiye en güzel ad diye, alsemender adını yakıştırmışlar. O gün bu gündür, bu bitki hep böyle bilinir..." [GKB]
Sayfa 20 - Sanat Kritik Yayınları