"Neyse, asıl meseleye gelelim. Buraya gelmeniz... çok sık olur diyemem. Ama nadir de sayılmaz. Nasıl anlatsam..."
Kısa bir duraksamanın ardından hafifçe gülümsedi.
"Burası, diyelim ki, azıcık mucizeye ihtiyacı olanların davet edildiği bir mola yeri."
“Sonsuzluk, bize anlaşılması olanaksız bir şeymiş gibi gelir; onu şöyle kocaman, çok büyük bir şey olarak düşünürüz hep.
İyi ama neden ille de kocaman, çok büyük bir şey?
Oysa, bir de bakmışsınız, küçücük, köy hamamı gibi bir yerdir; pis içinde, köşeleri örümceklerle dolu?
Düşünebiliyor musunuz?” İşte size sonsuzluk
Henüz dudaklarından tek kelime dahi çıkmamış olan bu çocuğu anlıyordu; içinde, tıpkı kızgın sele benzeyen yakıcı merhamet duygusu yükseldi çünkü sert, öfkeli ve tehditkar bu inadın acısını biliyordu; bu sevginin ta kendisiydi, kendini armağan etmek isteyen ama reddedilmiş gibi hisseden büyük ve anlaşılmaz bir sevgi taşkınlığıydı.
Geceleri gördüğümüz görüntülerin büyük çoğunluğu uyanıkken yaşadığımız deneyimlerin gerçekliğinden uzak, belirsiz düşünceler olabilir -çocukça simgeciliğiyle Freud buna karşı çıkmaktadır- yine de kavranılamaz ve olağandışı niteliği sıradan yorumlarla açıklanamayan, heyecanlandırıp rahatsız eden etkisi ile fiziksel yaşamdan hiç de daha az önemli sayılmayacak, ama bu yaşamdan aşılmaz bir engelle ayrılmış ruhsal varlık alanından anlık görüntüler olduklarını düşündüren çok sayıda düşük kalıyor geriye.