Montaigne’in Denemeler eserini bitirdikten sonra aklıma gelen ilk şey, bu kitabın ortaokul yıllarında bize okutulmaya çalışılmış olması oldu.
Bugün dönüp baktığımda buna hâlâ şaşırıyorum. Çünkü bu kitap bir macera anlatmıyor, bir hikâye sürüklemiyor ya da okuyucuyu merak duygusuyla sayfa çevirmeye zorlamıyor. Montaigne, insanı anlamaya çalışıyor. Üstelik bunu yaparken çoğu zaman kendisini inceliyor, kendi düşüncelerini sorguluyor ve okuru da bu sorgulamanın içine çekiyor.
Bu yüzden, 1990’larda ortaokul öğrencilerine tavsiye edilen kitaplar arasında yer almasının ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. O yaşlarda birçok öğrencinin bu kitabı anlamaktan çok bitirmeye çalıştığını tahmin ediyorum. Hatta bazılarını kitaplardan uzaklaştırmış olması da mümkün.
Aradan geçen yıllar içinde ise Montaigne’in ne anlatmaya çalıştığını daha iyi görmeye başladım.
Kitapta en çok dikkatimi çeken bölümlerden biri, insanın kendisinden kaçamayacağı üzerine olan düşünceleriydi. Bir yerde zincirini kopardığını sanan ama boynundaki zincirin bir parçasını hâlâ sürükleyen köpekten söz eder. İnsan bazen yeni bir şehre taşınmanın, iş değiştirmesinin ya da hayatında büyük bir karar almasının her şeyi değiştireceğini düşünür. Oysa çoğu zaman asıl mesele bulunduğu yer değil, yanında taşıdığı alışkanlıklardır.
Bir başka noktada ise bilgiye sahip olmak ile onu doğru değerlendirebilmek arasındaki fark üzerinde durur. Bu bölüm beni özellikle etkiledi. Çünkü bugün bilgiye ulaşmak tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay. Buna rağmen doğru sonuca ulaşmak, doğru karar vermek ve sağlıklı muhakeme yapabilmek hâlâ zor.
Kitabı okurken zaman zaman beş yüz yıl önce yaşamış bir insanın bazı gözlemlerinin bugün hâlâ geçerli olmasına şaşırdım. İnsan değişiyor, teknoloji değişiyor, toplumlar değişiyor; ama