Eski yaralardan kalan öfke, şarapnel yarasının sebep olduğu travmaya benzer. Merminin darmadağın olmuş metalinden kalan tüm parçalar toplanabilir ama en küçük parçalar İçeride kalır. Çoğu çıkarıldığına göre, sorun olmayacağı düşünülür. Ama öyle olmaz. Bazı durumlarda, bu en ufak parçalar içeride dönüp durur ve Öfkeyi doğuran yaranın İlk anda hissettirdiğine benzer bir sızıya neden olur. Ancak bu kabarmanın nedeni ilk halindeki büyüyecek öfke değil hiçbir zaman bütünüyle çıkarılamayan, psişede kalmaya devam ederek onu tahriş eden küçük parçacıklardır. Ayrıca bu parçacıklar neredeyse ilk yara kadar şiddetli bir ağrıya neden olur. Hiçbirimiz tarihimizden kaçamayız. Elbette onu geride bırakabiliriz ama her koşulda orada durur. bir kadın aynı zamanda hem Öfkeli hem de yüce gönüllü olabileceğini unutmaz. öfke böbrek taşına benzemez yeterince uzun bir süre beklerseniz düşmez.Hayır Hayır doğru hareketi yapmalısınız. o zaman geçipgider ve hayatımıza daha fazla yaratıcılık olur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Büyük İskender kendine köpek diyen Diyojene bir kabı kemiklerle doldurarak hediye olarak gönderir. Oysa Diyojen daha önce de söylediğimiz gibi başkasının kendisini aşağılayabileceğim, ancak kendisinin aşağılanmayacağını söylemektedir değil mi? İşte bu hediyeye de, “Bu Diyojene yakışır bir hediye, ama bir krala yakışmıyor” diye cevap verir.
Alman ozanı Goethe! O büyük ozan dünyamızı süsleyen bunca güzelliklerinize hayran olmakla kalmamış, sizin oluş sırrınızı çözmek için de çok çalışmış, çok kafa yormuştur. Sizin çiçeklerinizin yapraklı sürgünlerin biçim değiştirmesinden meydana geldiklerini ilk anlayan ve açıklayan o olmuştur. Belki hoşunuza gider diye söylüyorum. Bu dünya çapında ünlü insan, "Botanik Öğrenimimin Hikayesi" başlıklı bir yazısında, "Yazık ki ben az çok bir ozan olarak tanınıyorum ama benim tabiat bilimleri öğrenim ve incelemeleri için ne kadar çabaladığımı, ne kadar çalıştığımı bilen pek az," diye yakınır.
biz yetiştiğimiz ortamda, tutunup yaşayabilmek için gelişme organlarımızda değişiklikler, ayarlamalar yaparız. Ama üretme organlarımızda, yani çiçeklerimizde, bir bitki türü türedikten sonra değişiklik yapamayız. Onun için işte bizim soyumuzu sopumuzu anlamak istersen, çiçeklerimize bak.