Felsefe, insanın açısından, daha ziyade, temellerini karanlık vahşi güçlerin vahşi ordusunun bozguna uğramış halde yattığı yeni bir özgüvenin en yüksek basamağıdır.
Plutarkhos İS 2. yüzyılda söyle yazmıştır:
"İnsanların çoğu felsefenin yüksek bir kürsünün tepesinden tartışmak ve metinler üzerine dersler vermek olduğunu sanır. Ancak bu insanların hiç anlayamadıkları şey, felsefenin her gün kendine tamamen eşit biçimde, hiç kesintisiz uygulandığıdır. Sokrates'in dinleyicilerini oturtacağı basamakları yoktu, kendisi de bir hocalık kürsüsünde oturmuyordu; öğrencileriyle tartışmaya veya gezinmeye ayırdığı belli saatleri de yoktu. Ama o, öğrencileriyle şakalaşarak, bazen de onlarla içki içerek ya da onlarla savaşa veya Agora'ya giderek, son olarak hapse girerek ve zehri içerek fesefe yapmıştı. O, her zaman ve her yerde, başımıza gelen her şeyde ve yaptığımız her şeyde günlük yaşamın bizlere felsefe yapma olanakları sunduğunu gösteren ilk filozoftu."
Bütün ruhani geleneklerdeki mistiklerin hepsinin, deneyimledikleri şeyi, aşk deneyiminden ödünç alınmış terimlerle tasvir ettikleri bir vakıadır. Bu, evrensel bir fenomendir, örneğin Yahudi geleneğinde "Neşideler Neşidesi" hem bir aşk şiiri hem de mistik
bir şiirdi. Müslümanlar, Hindular ve Hıristiyanlar için de geçerlidir bu, onlar da Tanrı ile birleşmeyi ifade etmek için yine Neşideler Neşidesi'nin ifadelerini kullamrlar. Aynı şekilde yine, Platoncu gelenekte, Platon'da, Phaidros ve Symposion'da yüceleştirilmiş aşk vardır. Plotinos'ta, Platon'dan farklı olarak dikkat çekici olan şey, -bunu ellinci risaleyi (traite) çalışırken fark ettimmistik deneyime, Platon'da olduğu gibi sadece eril aşkın değil
karşı cinsler arası aşkın da model olabilmesidir. Aslında Plotinos'ta Tanrı ile birleşme ve aşk birleşmesi arasında bir karşılaştırma yoktur sadece: Onda, insani aşkın, mistik deneyimin başlangıç noktası olduğu ve bu deneyimin insani aşkın uzantısı olduğu fikri vardır. Zira eğer bir varlığı seviyorsak, bu en başta ve özellikle en yüce Güzellik'i sevdiğimiz, o varlık aracılığıyla, en yüce Güzellik bizi kendine çektiği içindir ve bu, daha şimdiden
mistik bir deneyim olanağının ilanıdır.
Fakat giderek daha açık seçik görülür ki, toplumun canlı güçlerini harekete geçirerek toplumun önündeki engelleri ortadan kaldırmayı başaramayan pısırık reform önerilerinin temel etkisi, küçük burjuvazinin en muhafazakâr tabakalarını “tehdit etmek”ten ibarettir.