"Platon, Timaeus'ta evrenin formu için onikiyüzlüyü seçerken, evrenin kapalı, harmonik ve sonlu bir bütün olduğu fikrine dayanıyordu. Bizim modelimiz (PDS), 2500 yıl sonra bu geometrik vizyonun matematiksel ve gözlemsel olarak mümkün olduğunu gösteriyor." Jean pierre Luminet
Felsefi düşüncenin ilk ortaya çıkış biçimi olan, varolanları birlik formunda düşünülebilir kılmaya yarayan ilke arayışına yönelik Hegel, düşüncenin tarihsel serüveninde aranması gerektiğini söyleyerek felsefenin formunu bizlere vermiştir. Düşüncenin hem özne hem de nesne olarak kendisini tarihsel süreçte ortaya sermesi bakımından bir özdeşlik kurulmuştur. Diyalektik bu bakımdan hem bir keşif hem de kuruluş olarak görülür. Ancak Marx, Hegel'in felsefeye vermiş olduğu bu formun uygulanışını sermayenin işleyişinde görmüştür. Yani çokluğu bir Birlik olarak örgütleyebilmemizi sağlayan varolanlar arasında bir varolan olan sermayenin kendisidir. Felsefenin ve düşüncenin bu isteğini sermaye gerçekleştirmiş ve kavramı gerçekliğe çıkarmıştır. Bu anlamda diyalektik artık sermayenin işleyiş mantığından ayrılması gerekir ki burada Adorno'cu bir müdahale gerçekleşir. 17. Yüzyılda Tanrısallığın işleyiş mantığından alınan birlik, bütünlük, tamlık gibi kavramlar artık sermayenin işleyişine dönüşmüştür ve diyalektik artık bunlara ulaşmayı arzulamaması gerekir. Bu bakımdan diyalektik artık olumsuzda kalmayı ve mutlaklık iddiasından geri çekilmelidir. Felsefenin kendisinigerçekleştirme fırsatı<bir ilke görevi gören komünizm> kaçırılmıştır. Bu bakımdan artık maddi bir ilke yerine hem tarihe içkin hem de tarihin üstünde duran bir ilke gereklidir ki bu da Umut İlkesidir(ütopya). Bu nedenle düşünce artık kendi toprağında serpilemez. Ancak tarih üstü metafizik bir umuda sarılabilir.
Amar
@amarr
·
Kendi evimizi ev olarak görmemek, orada kendimizi "evimizde" hissetmemek, ahlakın bir parçasıdır.
Bu şiirde diyalektiğin kanıyla ayakta kalmaya çalışan, logos'un zorunluluğunda özgürlüğün hüznünü görmüş kişinin tadı var.
"kargaşa
ve kolayca yıkılan inançlarım benim,
benim en sağlam ve dağınık ellerim.
sabahı nasıl tetikte bekliyorum.
şafakla damar damara seviştiğini görmek için bilgeliğin.
ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü.
nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kayıyorum.
ey yangınlar artığı!
her yangından arta kalan bir şey,
her yangından arta kalan gerçek şey
çoğalt beni." İsmet Özel
Felsefe, insanın açısından, daha ziyade, temellerini karanlık vahşi güçlerin vahşi ordusunun bozguna uğramış halde yattığı yeni bir özgüvenin en yüksek basamağıdır.
Plutarkhos İS 2. yüzyılda söyle yazmıştır:
"İnsanların çoğu felsefenin yüksek bir kürsünün tepesinden tartışmak ve metinler üzerine dersler vermek olduğunu sanır. Ancak bu insanların hiç anlayamadıkları şey, felsefenin her gün kendine tamamen eşit biçimde, hiç kesintisiz uygulandığıdır. Sokrates'in dinleyicilerini oturtacağı basamakları yoktu, kendisi de bir hocalık kürsüsünde oturmuyordu; öğrencileriyle tartışmaya veya gezinmeye ayırdığı belli saatleri de yoktu. Ama o, öğrencileriyle şakalaşarak, bazen de onlarla içki içerek ya da onlarla savaşa veya Agora'ya giderek, son olarak hapse girerek ve zehri içerek fesefe yapmıştı. O, her zaman ve her yerde, başımıza gelen her şeyde ve yaptığımız her şeyde günlük yaşamın bizlere felsefe yapma olanakları sunduğunu gösteren ilk filozoftu."