Gün olur ey meh-ı nâzım bu sabâhat da geçer
Bizi hicrânda koyan bu şeb-i hayret de geçer
Vâsıl-ı evc-i kabûl eyle recâmız yohsa
Yerde kalmaz sanma âh-ı felâket de geçer
Nâ-hudâ Nûh-ı nebî olduğu dem şek yokdur
Gavta-i varta-i Tûfân bu nevbet de geçer
Hat gelip leşker-i hüsnü geçicek dildârın
Dili muIber eden ol kîne vü nahvet de geçer
Sâf kıl âyîne-i sîneni nîk ü bedden
Tab’a âmed-şud eden sûret-i hayret de geçer
Çekilenler kalur Es’ad bu cihân içre hemân
Vakt-i şâdî de gelir mevsim-i mihnet de geçer
Dışarıda, haki üniformalarına kızıl-kara kurdeleler takmış askerler, ahaliyle kol kola halay çekiyordu.
Huzurla kapattım gözlerimi, derin bir nefes çektim.
"Bir ihtimal olduğunda, devrim ne kadar da güzel," diye düşündüm.
Uzaklarda bir yerde art arda silahlar patladı.
İstasyonun kapısından esmer mi esmer bir çocuk bağırarak fırladı dışarı:
"Ma ne durisız! Toppal Effe Gabar'dan inmiş Amed'e giriy laa…
"Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadanKenz açılmaz bir gönülde tâ ki pür-nûr olmadan..."
Hakk'a vâsıl olmak, kavuşmak isteyen kişi her şeyi terk etmelidir. Eğer bir kişi gönlünü Allah'ın [azze ve celle] tecelliyatı ile ihya etmek isterse orayı tertemiz tutmak zorundadır. Tıpkı, "Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk: Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk..." hikmetinde buyrulduğu gibi. Muhammed Bahâeddin hazretlerinin yolunu takip edenlerin dört şeyi terk etmesi gerekir: Dünyayı, ukbayı, varlığını ve en sonunda da terk etmenin bizâtihi kendisini. Şemseddin Sivâsî hazretleri, gerçek dosta dost olabilmek için dahasını da söylüyor:
"Bir acâib derde düşmüş Şemsî yanıyor müdâmHakk'a makbûl olmak ister halka menfür olmadan...