Siyasal İletişimde Şeffaflık, Güç ve Liderlik Tipolojileri: Kurumsal Diplomasiden Popülizmin Tarihsel Sınırlarına ​Yirmi birinci yüzyılın siyasi manzarası, yerleşik kurumsal yapıların çözüldüğü ve liderlik figürlerinin kitlelerle kurduğu doğrudan bağın, geleneksel diplomasi kanallarını kökten dönüştürdüğü bir evreye işaret etmektedir. Bu dönüşümün en somut tezahürleri, uluslararası ilişkilerin arka odalarında yürütülen kayıt dışı iletişim pratiklerinde ve bu pratiklerin kamuoyu önünde yarattığı şeffaflık krizlerinde kendisini göstermektedir. Avrupa Birliği bünyesinde filizlenen son ombudsman incelemesi, modern devlet aygıtının şeffaflık ilkeleri ile jeopolitik stratejiler arasında sıkışıp kalan doğasını anlamak adına bir nirengi noktası sunmaktadır. Avrupalı liderlerin kendi aralarında ve sınır ötesi aktörlerle kurduğu iddia edilen gayriresmî dijital ağlar, sadece bürokratik bir ihlal tartışması değil, aynı zamanda çağdaş güç odaklarının karar alma mekanizmalarındaki yapısal kaymaları da gözler önüne sermektedir. ​Avrupa Komisyonu bünyesinde şeffaflık kurallarının ihlal edilip edilmediğine odaklanan bu tür idari incelemeler, esasen gücün dijitalleşen doğasıyla ilgilidir. Bilgi edinme hakkının, devletlerin üçüncü ülkelerle yürüttüğü hassas dengeler gerekçe gösterilerek sınırlandırılması, modern demokrasilerin en büyük paradokslarından birini doğurmaktadır: Kamu adına hareket eden kurumlar, kamunun denetiminden ne ölçüde muaf tutulabilir? Geçmişte ilaç tedariki süreçlerinde yaşanan benzer nitelikteki kısa mesaj krizleri de dikkate alındığında, kurumsallığın yerini anlık yazışma pratiklerine bırakması, uluslararası ilişkilerde kalıcı bellek oluşturma geleneğine indirilen bir darbe olarak yorumlanabilir. Siyasetin bu şekilde kurumsal ve arşivlenebilir zeminden koparak
1000Kitap
Okurken...
Kitaplığımda dört senedir okunmayı bekleyen Süleyman'ın Şarkısı'nı elime alırken konusunu bilsem de -yazardan Sevilen kitabını okumuştum- dönem ile ilgili bilgim yoktu. Rüzgar Gibi Geçti'yi yarılamışken başladım. 1930'lu yıllardan başlayarak Sütçü ve Gitar'ın hikayesiyle zencilerin tarafından, zencilerin ırkçılıkla mücadelesini, 1960 yılların başından Scarlett'ın hızlı, rüzgar gibi geçen yaşamıyla Amerika İç Savaşı ve sonrasını beyazların tarafından okumak güzel tevafuk oldu. ☺️ Kitap geldi okuru buldu sanki📖☕
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
22/06/2026 Canik Samsun
Yusuf Kaplan Samsun'da Gençlerle Buluştu: "Özünü Kaybeden Özgürlüğünü Kaybeder" *Canik Gençlik Merkezi'nin düzenlediği "Çınar Altı Sohbetleri" programında konuşan yazar ve fikir adamı Yusuf Kaplan, Türkiye'nin eğitim sistemini, medeniyet krizini ve gençliğe düşen misyonu sert bir dille masaya yatırdı.* --- Samsun Canik Gençlik Merkezi Bahçesi, 22 Haziran Pazartesi günü saat 17.00'de Yusuf Kaplan'ın sesiyle doldu. T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı Canik Gençlik Merkezi'nin "Çınar Altı Sohbetleri" başlığıyla düzenlediği etkinlikte konuşan Kaplan, gençlere dönük keskin tespitler ve yüksek beklentilerle dolu bir söyleşi gerçekleştirdi. "Kolay elde edilen kolay elden gider" Konuşmasında eğitimden medeniyete, yapay zekadan siyasete uzanan geniş bir çerçeve çizen Kaplan, sözlerine Goethe'nin bir cümlesiyle başladı: *"En iyi köleler kendilerini özgür zanneden kişilerdir."* Bu alıntıyı, Türkiye'nin içinde bulunduğu zihinsel krizin özeti olarak sunan Kaplan, aydınlanma düşüncesinin aslında "tam bir karartma operasyonu" olduğunu savundu. Konuşmasında öz, göz ve söz arasında kurduğu bağlantı dikkat çekti: *"Özünüz ne kadar gürse o kadar özgürsünüzdür. Özünüzü kaybederseniz özgürlüğünüzü kaybedersiniz."* Eğitim sistemine sert eleştiri Kaplan, Türkiye'nin mevcut eğitim sistemini ağır biçimde eleştirdi. Fransa'daki eğitimin üçte birinin Katolik Kilisesi kontrolünde olduğunu hatırlatan Kaplan, Türkiye'nin tam aksine kendi değerlerinden kopuk bir eğitim sistemiyle yönetildiğini vurguladı. Bosna'yı örnek gösteren Kaplan, "Onların en iyi okulları medreseler. Onları biz kurduk, onlar korudu — biz koruyamadık" dedi. Bir sivil toplum kuruluşunun üniversite sınavlarında ilk beş bine giren on dokuz bin öğrenciye burs verdiğini aktaran Kaplan, bunu açıkça "devşirme" olarak
Alıntı
Amerika'yla el sıkış, tarafsız olun manşeti Var çetin bi' savaş burada, yeter ulan, bi' fark edin şu hali Darp edip gelen NATO'yla savaş laneti Korkma, elbet yıkılmı'cak müslümanın mabedi Orta Doğu'da vahşet, toprak altı toplu mezarlar Yapmadığınız şey kalmadı sussun diye ezanlar Ebu Cehil ordusunda nöbet tutan Sezar'lar Fizan'dan gelen bu ses diriltir atamı mezardan Neden savaş yanlısı hep tuttuğunuz taraflar? Playboy'a poz vermekse anladığınız sanattan "Barış Bildirgesi" dediğin olmamalı bi' paragraf Ki Pentagon'da verilmiyor özgürlüğüne anahtar İsrail'e saygı duruşu fikriniz de ortak akım Diliyorum ki bütün makam araçlarınız yolda kalır "Nedir sorun?" sorma, takıl; format atın, o noksan akıl Düzelemeyiz var oldukça siktiğimin pop sanatı.
Soru-yorum
Antik dünyaya ait buluntular Avrupa ve Amerika müzelerine yerleştirildi. Bunun, bazılarının iddia ettiği gibi, aksi takdirde kaybolacak olan materyalleri koruma eylemi mi yoksa başkalarının iddia ettiği gibi ulusal hazinelerin yağmalanması mı olduğu, bugün tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sizin bu konuda düşünceniz nedir?
Alıntı