Momo herkesi, her şeyi dinlerdi. Böcekleri, otları, yağmuru, hatta ağaçlar arasında dolaşan rüzgarı bile. Her biri ona kendi dilince bir şeyler anlatırdı.
Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu
Nereden bileceksin
Söyle, neden bu kadar belirsiz bakışların
Felaket suları mı indi kirpiklerine
Ölüm yine pervasız girdiyse yüreğine
Bekle, sonu gelmeyen azabını kuşların
Yalnız seni arıyor hudutlarımda zaman
Atlasında hep senin hayalini saklarım
Dağılmaz mı bu efkâr, bu sessizlik, bu duman
Neden böyle kıpkızıl akıyor ırmaklarım
Kucağımda buğulu, okşanmamış ipekler
Beni bir gün bulursun tütün tarlalarında
Ki her akşam bu yüzden mahzun olur çiçekler
Umarsız büyütse de aşk tenhalarında
Istırap, köşelerde garibanları bekler
Fındık kırmak gerçekten bir sanat değil, bu nedenle hiç kimse eğlence olsun diye insanları toplayıp önlerinde fındık kırmaya kalkmaz. Fakat böyle bir şeyi birisi yapıyor ve bunda başarılı da oluyorsa, o zaman söz konusu olan sadece fındık kırmak değildir. Ya da fındık kırmak söz konusudur, fakat biz bu sanatı çok iyi becerdiğimizden görmezlikten gelmişizdir ve bu yeni fındık kıran, fındık kırmanın özünü gösteriyordur ve bu arada onun fındık kırma konusunda çoğumuzdan daha az becerikli olması daha etkili bile olabilir.