Amir Akyüz

Amir Akyüz
@amirakyuzz
Edebiyat öğretmeni
Lisans
Batman
Dersim
19 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi·290 syf.··
2025 16. kitabı
Sibirya'nın acılarını ve soğuğunu tatmış bir Dostoyevski var. Sürgün cezasının ilk etabını tamamlayıp, cezasının ikinci bölümüne er olarak başlıyor. Asteğmen rütbesi alıyor daha sonraları. İlk evliliğini yapıyor bu sıralarda. Zincirli olduğu dönemde Rus edebiyatında neler olmuş diye yeni çıkan kitaplara şöyle bir göz gezdiriyor. Kardeşine yazdığı bir mektupta, en çok Turgenyev'in işlerini beğendiğini ama çok özensiz olduğunu, ayrıca Tolstoy'u da çok sevdiğini ama daha fazla yapıt ortaya koyabileceğini sanmadığını söylüyor. Ama Tolstoy'un daha fazla eser vermesi konusunda yanılabilirim diye de ekliyor. Sibirya'ya gazete, dergi gibi materyallerin az sayıda gelmesi, çevresinde az kitap bulunması, aşık olması ve evliliği yüzünden edebiyatının ellerinden kayıp gittiğini söylüyor kardeşine. Sürgün cezasına çarptırılmadan önce yattığı hapishanede yazdığı ve kardeşine kimseye okutma diyerek teslim ettiği Küçük Kahraman hikayesini yine kardeşinin Dostoyevski'den habersiz olarak bir dergide yayımlatmaya çalışmasından sonra edebiyat alevi tekrar yanmaya başlıyor Dosto'nun
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,915 okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2025 15. kitabı
Kitap tamamen bir insan varoluşunu esas alıyor. Realist-Pesimist düşüncelere hâkim bir çok kişi de bu duyguları yaşamaktadır. Topluma ayak uyduramayan, kalabalıklar içinde boğulan, sessiz, kuytu köşeye geçince onları uzaktan izleyen ve hep, türlü fikirlerle her bir bireyi analiz eden kişinin dünyası bu. Aslında yaşadığı dünya Sabahattin Ali'nin dediği gibi: " gerçek dünyadan ziyade, kafasının içinde yaşadığı dünya." Uyuyan adam, ismi gibi metafor, gerçek dünyaya uyuyor, yani bildiğiniz ayak uyduruyor işte. Yaşamak zorunda olduğu için yaşıyor. Ölemiyor da, çünkü bu da onun nezdinde bir yere varamamaktır. Varoluş zaten budur, varolamamak. Hiçbir yere ait olamayıp, hiçbir yerde kendini bulamamak, Gittiği her yerde bir arayış harbine tutulmak, ama ne aradığını bilememek. Bilinmezlikte kaybolmak. Uyuyan Adam'da hep bunu yaptı, aradı, taradı, gezdi, gördü, ve ulaşamadı, mutlak tatminkarlığa erişemedi, sürüklendi fikirlerince, ne yapsa emanet gibi durdu hayatın bir köşesinde.
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
Puan vermedi·126 syf.··
2025 13. kitabı
Bir bakirenin başına gelen olayların sonuçlarını ve tekrarlarını okuyoruz. Gerçekten sevdiğim kısımları oldu. Sevmediğim kısımlarıda sonuçta çok eski tarihli bir kitap. Kitap tiyatro şeklinde ilerliyor. Çok akıcıydı.
Kısasa KısasWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20112,186 okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2025 12. kitabı
Dostoyevski’nin usta kalemini, ince zekasını, müthiş psikolojik tahlillerini burada anlat anlat bitiremeyiz. Bu yüzden direkt okuduğum eserine dönmek istiyorum. Budala, dürüst, ahlaklı, temiz kalpli ve tüm bunların yanında oldukça da saf bir karakter olan sara hastası Prens Mişkin’in aşk hikayesini anlatmaktadır. Bu nokta da aşk kitabı demek ne kadar doğrudur bilemiyorum ancak bir Beyaz Geceler tadında yoğun bir aşk teması işlenmediğini belirtmek isterim. Budala adlı eserinde aşk teması, karakterlerin iç seslerinin, iç buhranlarının, psikolojik ve fikir tahlillerinin gerisinde kalmıştır. Kimi okur aşk temasının ön planda olmasını tercih edebilir ancak bana göre hiçbir sorun teşkil etmemekle beraber memnun bile kaldığımı söyleyebilirim.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Puan vermedi·481 syf.··
2025 6. kitabı
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini." Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum. Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı. Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var. Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum. Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye. Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum. En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164,1bin okunma
Reklam