Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında: “Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler: “Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
Alıntı
Kendime mahçup kaldım.
Pür telaş yaşadım sanki çok acelem varmış gibi. Her şeyde olmaya çabaladım... Sanki ben olmayınca bir şeyler eksik kalacakmış gibi. An oldu zamanla yarıştım Geçme ihtimalim varmış gibi. Yanılttıkça insanlar Hep bir şans daha tanıdım bazen abarttım Üç beş sayısını sayamadım. Meğer her şey değişir de bir tek insanlar değişmezmiş. Ve ben en çok kendimde yanılıp Kendime mahçup kaldım. Ne zamana yetişebildim Ne yanında olduklarımı gün geldi yanımda bulabildim. Meğer yorulmayı ben yaşamak sanmışım. Meğer en lazım olan kendimi hep başkaları kazansın diye harcamışım. Meğer daha dün gibi aklımda olan çocukluğum, çok geride kalmış. Dağ gibi bir ömrü bilmeden yerle bir etmenin Şimdi kâh şaşkınlığını yaşıyorum Kâh pişmanlığını...
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şu an ne okuyorsunuz?
1000Kitap
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında: “Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler: “Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
Alıntı
Aşkın arınma ateşi ve elmas kalp
Birinci sayfada kalbe düşen o ilk aşk yangını fani bir cemalin hasretiyle kavrulup dururken aslında ruhu ebedi bir vuslata hazırlayan kutlu bir fırındır. İnsan kalbi öyle muazzam bir sevme kabiliyetiyle dokunmuştur ki bu koca dünyayı ve içindeki bütün fani mahbubları içine koysan yine de o derin açlığı ve sızısı dinmez. Çünkü o daracık kafese sığdırılan muhabbet aslında topraktan süzülüp gelen geçici gölgeler için değil o gölgelerin asıl sahibi olan baki sanatkar için verilmiştir. Sen aynadaki parıltı söndü diye karanlıkta kaldığını sanıp feryat ederken o şefkatli kudret kırılan cam parçalarından bakışını çekmeni ve doğrudan o sönmez güneşe sevdalanmanı murat eder. Bu yüzdendir ki fani olanın gitmesi bir ceza değil kalbin o kırılgan bağlardan kurtulup elmas bir hakikate dönüşmesi için lütfedilen nurlu bir temizlenmedir. Bak gökyüzündeki her bir yıldız ve yeryüzündeki her bir çiçek kendi lisanıyla o sonsuz güzelliğin isimlerini haykırırken senin kalbin de bu muazzam ilahi sanatın en yüksek hayranı ve şahididir. Elif gibi dik durup o hakiki aşkın peşinden giden yolcu uğradığı her hasret sancısında ruhunun biraz daha olgunlaştığını ve dünya zindanından özgürleştiğini fark eder. Kendi hiçliğini ve zayıflığını anlayıp bir vav gibi o sonsuz rahmetin huzurunda eğildiğinde dünyanın bütün sahte rütbeleri ve geçici parıltıları ehemmiyetini kaybeder. Sevgini o fani mahbubların kendi zatına değil onlarda tecelli eden o baki olan Allah'ın esmasına sattığında hayatındaki her bir ayrılık ebedi bir dostluğa ve solmaz bir vuslat neşesine evrilir. Bismillah diyerek adımladığın bu basamaklarda karşına çıkan her darlık tıpkı toprak altındaki bir çekirdeğin çatlama anı gibi sana yepyeni ve ebedi bir hayatın kapılarını aralamaktadır. Ruhun o bitmek bilmeyen sonsuzluk arzusu bu fani alemin
Kurt Gözleri miydi beni böyle aciz kılan, Yoksa her bir cümlesi miydi içimde ateşleri harlayan? Onu sevmekti aslında beni esas korkutan, Kalbimi bir bahar dalı gibi köklerinden sarsan. İsmini duyduğum an durur zamanın akışı, Ruhumu yakar geçer o derinden bakışı. Kalbime savurduğu tomurcuklar bir bir açar, Onun varlığıyla içimdeki tüm gölgeler kaçar. Şimdi bir yanım uçurum, bir yanım sonsuz çiçek, Bu sevda mı gerçek, yoksa bu korku mu geçecek? Yine de razıyım her bir kor ateşin harına, Yeter ki onunla uyanayım her yeni sabaha. - Bade Nur
Şiir